Point Kültür Sanat'ın Penceresinden;
2025’in Bilançosu, 2026’ya Kültür Sanat Stratejisi
Takvimler değişir; kültür sanat kurumları için geriye kalan asıl soru şudur:
Bir yıl boyunca bir şehrin, bir ülkenin ve kendi kurumumuzun kültür sermayesini gerçekten artırabildik mi?
Bu soruya dürüstçe yaklaşmak için önce büyük fotoğrafa, ardından Kocaeli ve Point Kültür Sanat ölçeğindeki somut deneyime bakalım.
Dünyanın ve Türkiye’nin Kültür Bilançosu: Rakamların Anlattığı
Kültür Sanat kurumları yalnızca etkinlik yapan mekânlar değildir; bir toplumun zihninin, vicdanının ve hayal gücünün laboratuvarlarıdır. Bu laboratuvarın içinde çalışırken elimizde sadece sezgi değil, veri de olmak zorunda.
Kültür harcaması artıyor, payı hâlâ küçük
Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Türkiye’de kültür harcamaları son yıllarda dikkat çekici biçimde arttı. 2023’te toplam kültür harcaması bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 85 artarak 276 milyar TL seviyesine yükseldi; buna karşın gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı yaklaşık %1 düzeyinde kaldı. 2024 verileri, toplam harcamanın 400 milyar TL’nin üzerine çıktığını ve genel devlet harcamalarının bu toplamın neredeyse yarısını oluşturduğunu gösteriyor.
Bu tablo iki gerçeği aynı anda işaret ediyor:
- Nominal kültür harcaması hızlı biçimde büyüyor.
- Buna rağmen kültür-sanat, altyapı, eğitim ve sağlık kadar merkezî bir kalkınma ekseni olarak henüz konumlanmış değil.
Kısacası: Kültür ekonomik tabloda artık görünür, ama politikalar ve kurumsal öncelik hiyerarşisinde hâlâ tam hak ettiği yere oturmuş değil.
Kültürel ve yaratıcı endüstrilerin küresel rolü
UNESCO ve UNCTAD raporları, kültürel ve yaratıcı endüstrilerin bugün dünya ekonomisinde ve istihdamında kayda değer bir paya sahip olduğunu ortaya koyuyor. Kültürel ve yaratıcı endüstriler:
- Küresel GSYH’nin yaklaşık %3,5’ini,
- Küresel istihdamın ise yine yaklaşık %3–4’ünü
üretiyor. Yaratıcı hizmetlerin dünya hizmet ihracatı içindeki payı da son on yılda hızla artmış durumda.
Müzik, sinema, tasarım, dijital medya, oyun, yayıncılık ve mimarlık; yalnızca estetik alanlar değil, aynı zamanda yüksek katma değer üreten ekonomik sektörler olarak öne çıkıyor.
Türkiye’nin bu tablo içindeki payı; nüfusu, gençlik oranı ve yetenek havuzuyla kıyaslandığında sınırlı kalıyor. Bu, yalnızca kaybedilen gelir değil; aynı zamanda kaybedilen yenilik kapasitesi ve hayal gücü anlamına geliyor.
Okuyan toplum mu, seyreden toplum mu?
Farklı saha araştırmaları, Türkiye’de okuma kültürünün geniş kitlelere eşit biçimde yayılmadığını gösteriyor:
- Yetişkin nüfus içinde düzenli kitap okuma oranı görece düşük; “hiç kitap okumayanlar”ın oranı ciddi bir ağırlığa sahip.
- Okuma alışkanlığı; eğitim, gelir, yaş ve cinsiyet gibi değişkenlere göre sert biçimde farklılaşıyor.
- Boş zaman etkinliklerinde televizyon ve dijital içerik tüketimi hâlâ açık ara önde; kitap okumaya ayrılan süre daha sınırlı kalıyor.
Okuma kültürü bir toplumun yalnız bilgi birikimini değil, derin düşünce kapasitesini ve eleştirel düşünce pratiğini de şekillendirir. Ne var ki mevcut veriler gösteriyor ki okuma alışkanlıkları Türkiye’de yaygın ve derin bir biçimde yerleşmiş değil; dünya örnekleriyle kıyaslandığında belirgin farklılıklar var.
Türkiye’de yetişkin nüfusun büyük çoğunluğu okuma eylemini düzenli bir alışkanlık haline getirmiş değil. Farklı araştırmalara göre, 15 yaş ve üzeri nüfusun yaklaşık %73’ü hiç kitap okumazken, yalnızca %27’si kitap okuyor. Bu tablo, kitabın gündelik hayatın merkezinde değil, kenarında konumlandığını gösteriyor.
Bir başka çalışmada, Türkiye’de kişi başına ayrılan yıllık kitap okuma süresi yaklaşık 130 saat olarak hesaplanıyor. Bu süre, gelişmiş ülkelerdeki yıllık ortalama okuma sürelerinin oldukça altında kalıyor. Dünya ölçeğinde karşılaştırdığımızda daha çarpıcı bir manzara ortaya çıkıyor: örneğin ABD gibi ülkelerde kişi başına yıllık okuma süresi 350 saatin üzerinde; bu da yılda yaklaşık 15–17 kitap okumaya denk geliyor. Avrupa’nın kültürel merkezleri sayılan İngiltere, Fransa ve İtalya gibi ülkelerde de okumaya ayrılan zaman benzer biçimde yüksek.
UNESCO’nun değerlendirmelerinde, Türkiye’nin okuma oranında dünya sıralamasında daha çok orta–alt gruplarda yer aldığı belirtiliyor. Bu durum, hem gelişmiş ülkelerle hem de bazı gelişmekte olan ülkelerle kıyaslandığında daha dar bir “aktif kitap okuru” kitlesine işaret ediyor.
Öte yandan okuryazarlık oranı oldukça yüksek: 2023 itibarıyla 6 yaş ve üzeri nüfusun yaklaşık %97,6’sı okur-yazar kabul ediliyor. Bu da şunu gösteriyor: okuryazarlık kapasitesi yüksek olmasına rağmen, okuma eylemi düzenli ve derin bir kültüre dönüşmüş değil.
Bu karşılaştırmalı tablo bize şunu söylüyor:
- Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında Türkiye’de “okuma eylemi” hâlâ yaygınlaşma, sabit rutine dönüşme ve düşünsel pratik olarak yerleşme aşamasında.
- Okur-yazar oranı küresel ortalamaların üzerinde olsa da, okuma alışkanlığı sık ve derinlemesine kitap okuma pratiğine dönüşmüş görünmüyor.
Bu fark, yalnızca bireysel davranış farklılıklarıyla açıklanamaz; aynı zamanda:
- eğitim politikaları,
- okul sonrası okuma kültürü destekleri,
- kütüphane ve nitelikli içeriğe erişim,
- ekonomik koşullar,
- dijital eğlence kültürünün baskınlığı
gibi yapısal etkenlerle de yakından ilişkilidir.
Bütün bunlar, bizi “çok bakan ama az gören, çok duyan ama az dinleyen” bir toplumsal iklim riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Bu risk de, kültür politikalarının ve okuma teşvik programlarının stratejik bir şekilde yeniden düşünülmesi gerektiğini güçlü biçimde işaret ediyor.
Sonuç olarak:
- Gösterişli bir seyir kültürü hızla yayılıyor.
- Metinle ve düşünceyle kurulan derin ilişki aynı hızda gelişmiyor.
Sanatçının ve kültür emekçisinin kırılganlığı
UNESCO’nun kültür raporları, kültürel ve yaratıcı endüstrilerin ekonomik büyüklüğüne rağmen, sanatçı ve kültür profesyonellerinin önemli bir bölümünün ekonomik ve sosyal haklarının yetersiz olduğunu düşündüğünü gösteriyor.
Küresel ölçekte ve Türkiye’de sanatçılar ile kültür profesyonelleri:
- Düzensiz ve güvencesiz gelir,
- Zayıf sosyal güvence ve emeklilik altyapısı,
- Telif haklarının tam ve adil biçimde korunamaması
gibi risklerle yaşamaya devam ediyor.
Öte yandan kültürel istihdamın; sanat, kültürel miras, yaratıcı endüstriler ve medya alanlarında yüz binlerce kişiye iş olanağı sağladığı da biliniyor. Bu, kültür alanının hem büyüyen hem de daha fazla korunması gereken bir emek alanı olduğunu gösteriyor.
“Kültür bir ülkenin yumuşak gücüdür” söylemi güçlenirken, bu gücü üreten insanların yaşam koşullarının kırılgan kalması, kültür politikasının merkezindeki en kritik çelişkilerden biri olarak karşımızda duruyor.
Kocaeli Perspektifi: Sanayi Şehrinden Kültür Ekosistemine
Kocaeli, Türkiye’nin sanayi kalbi; bu durum kültür açısından hem büyük bir fırsat, hem de ciddi bir risk barındırıyor.
- Fırsat: Sanayi sermayesi kültür, tasarım ve yaratıcılıkla buluştuğunda şehir; yaratıcı endüstriler için güçlü bir çekim merkezine dönüşebilir.
- Risk: Kocaeli’nin kimliği yalnızca “sanayi kenti”ne indirgenirse kültür; hafta sonuna sıkışmış yan etkinlikler bütünü olarak kalır.
Bugünün şehirleri yalnız ne ürettikleriyle değil; nasıl yaşadıkları, nasıl hatırladıkları ve nasıl hayal ettikleriyle ayrışıyor.
Kocaeli’nin gerçek gücü, üretimle kültürü; ekonomiyle estetiği; sanayiyle yaratıcılığı buluşturabildiği ölçüde açığa çıkacak.
Point Kültür Sanat, bu kesişimde kendi payına düştüğü kadarıyla Kocaeli’yi yalnız çalışanların değil, aynı zamanda düşünenlerin, tartışanların ve üretenlerin şehri olarak konumlandırmaya çalışan bağımsız bir kültür laboratuvarı olmayı amaçlıyor.
Point Kültür Sanat’ın 2025 Deneyimi: 31 Etkinlikten Öğrenmek
Point Kültür Sanat, 2025 yılında 31 etkinlikle yılı tamamladı. Bu etkinlikler özellikle şu başlıklarda yoğunlaştı:
- Sergiler
- Film ve kitap söyleşileri
- Çocuk karma resim sergileri
- “Sanat & Ekonomi”, “Sanat & Şehir”, “Sanat & Bilim”, “Sanat & Müzecilik”, “Sanat & Yönetişim”, “Sanat & Tasarım” gibi disiplinlerarası söyleşiler
- Klasik Türk müziği buluşmaları ve özel dinletiler
Bu program bütününe geriye dönüp baktığımızda üç ana çizgi belirginleşiyor.
1. Sanatı hayatın dışından değil, içinden konuşmak
Etkinlikler yalnız eser bilgisi üretmek için değil; katılımcıyı:
- Kendi hayatına
- İlişkilerine
- Şehrine ve ülkesine
yeniden bakmaya davet edecek şekilde tasarlandı.
Sanat, “nesne” olmaktan çıkıp düşünme, yüzleşme ve birlikte anlam arama alanı haline geldi.
2. Sanatı disiplinler arası ortak bir zemin yapmak
“Sanat & Ekonomi”, “Sanat & Şehir”, “Sanat & Bilim”, “Sanat & Müzecilik”, “Sanat & Yönetişim”, “Sanat & Tasarım” gibi başlıklar, kültürü:
- Kentleşme ve kamusal alan
- Sorumluluk duygusu ve sosyal doku
- Üretim biçimleri, emek ve teknoloji
- Bilimsel düşünce ve eğitim
ile birlikte okuyan bir çerçeveye yerleştirdi.
Bu sayede sanat, günlük gündemden kaçış değil; toplumsal meseleleri daha incelikli kavrama aracı olarak konumlandı.
3. Geleceğin kültür taşıyıcıları: Çocuklar ve gençler
Çocuk ve genç odaklı programlar, “yarının izleyicisi” değil, bugünün öznesi yaklaşımıyla kurgulandı:
- Sanatla erken temasın yaratıcılığı beslediği,
- Empatiyi güçlendirdiği,
- Daha adil ve duyarlı bir toplumsal bakışa zemin hazırladığı
bilinciyle hareket edildi.
Bu nedenle Point Kültür Sanat, her programda çocukların göz hizasını merkeze alan bir yaklaşımı temel ilke olarak benimsiyor.
2026 İçin Dört Somut Hedef: Kültür Sanat Kurumu Olmanın Sorumluluğu
Yeni yıl, temennilerle değil somut stratejilerle anlam kazanır. Bu nedenle 2026 için dört güçlü hedef öneriyoruz.
1. Kocaeli Kültür Sermayesi Haritası
Türkiye’nin en büyük eksiklerinden biri, yerel ölçekte kültür sermayesinin görünür ve erişilebilir bir envanterinin olmaması. UNESCO’nun kültür göstergeleri çerçeveleri, kültürün kalkınma içindeki rolünü izlemek için böyle veri tabanlarının önemini özellikle vurguluyor.
2026’da Point Kültür Sanat’ın öncelikli hedeflerinden biri, Kocaeli için yaşayan bir “Kültür Sermayesi Haritası” üretmektir:
- Şehirdeki sanatçılar, inisiyatifler, mekânlar ve üretim alanları için yaşayan dijital envanter
- Sürekli güncellenen, katılımcı yapıda bir veri tabanı: Şehir kendi kültür haritasını kendisi doldursun
- Yerel yönetimler, iş dünyası, akademi ve sivil toplum için kültür politikası üretiminde başvuru kaynağı olacak bir altyapı
2. Sanayi & Kültür İttifakı – “Yaratıcı Ekonomi Masası”
Kocaeli iş dünyası, küresel rekabet baskısı altında markasını, ürününü, mekânını ve kurum kültürünü güçlendirmek zorunda. Uluslararası raporlar, yaratıcı ekonomiyi özellikle gelişmekte olan ülkeler için uygulanabilir bir kalkınma seçeneği olarak tanımlıyor; yaratıcı endüstrilerin büyüme, ihracat ve yenilik kapasitesine katkısını vurguluyor.
Bu nedenle önerimiz, küçük ama etkili bir yapı:
- Kocaeli Yaratıcı Ekonomi Masası: Sanayi kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, kültür kurumları ve bağımsız inisiyatiflerin buluştuğu platform
- Yılda birkaç kez toplanan;
- Sanayi–sanat işbirliklerini,
- Kurumsal kimlik ve mekân estetiğini,
- Yaratıcı endüstrilerde bölgesel merkez olma hedefini ele alan bir çalışma zemini
Point Kültür Sanat, bu masada tarafsız, bağımsız ve nitelik odaklı bir moderatör rolü üstlenmeyi hedefliyor.
3. Veri Temelli Kültür Yönetimi
2025’in 31 etkinliği, aslında çok değerli bir veri kaynağı üretti:
- Hangi temalar daha çok katılımcı çekti?
- Hangi etkinlikler yeni izleyicileri içeri taşıdı, hangileri sadakati güçlendirdi?
- Yaş grupları, meslekler, ilgi alanları ile içerik türleri arasında nasıl ilişkiler oluştu?
Kültür politikası literatürü, kültürel planlamanın kanıta dayalı tasarlanması gerektiğini vurguluyor.
2026’da hedef:
- Her etkinliği yalnız “yapılmış” değil; ölçülmüş, analiz edilmiş ve içgörü üretmiş bir deneyim olarak ele almak
- Etkinlik sonrasında kısa ve sistematik değerlendirme raporları hazırlamak
- Yıl sonunda bu verileri bir araya getiren **“Kocaeli Kültür Katılımı Mini Raporu”**nu kamuoyuyla paylaşmak
Böylece Point Kültür Sanat, yalnız etkinlik üreten değil; bilgi ve analiz üreten bir düşünce merkezi işlevi de kazanmış olacak.
4. Uluslararası Eşik: Kocaeli’den Dünyaya Açılan Pencereler
Kültür ve yaratıcı endüstriler artık yalnız ulusal değil, aynı zamanda uluslararası bir işbirliği ve rekabet alanı. Kocaeli’deki bir sanatçının ya da bağımsız girişimin sesi, doğru kanallar açıldığında dünyaya da ulaşabilir.
2026–2028 perspektifinde:
- Seçilmiş sergiler, söyleşiler ve sanatçı dosyaları için İngilizce içerik üreten e-galeri ve e-dergi formatları geliştirmek
- Ölçek olarak bize benzeyen uluslararası kültür kurumlarıyla ortak projeler, karşılıklı misafir sanatçı programları ve dijital işbirlikleri kurmak
- Kocaeli’yi yalnız “sanayi kenti” olarak tanıyanlar için, şehri aynı zamanda yaratıcı ve kültürel bir merkez olarak anlatan çok dilli içerikler üretmek
Bu adımlar, Point Kültür Sanat’ın vizyonunu Kocaeli’den Türkiye’ye, Türkiye’den dünyaya açan stratejik bir eşike dönüştürecektir.
Son Söz: Geleceğe Karşı Kültürel Sorumluluk
Gerçek tablo açık:
- Kültür harcamaları artıyor; fakat kültür-sanat hâlâ kalkınma politikalarının merkezinde değil.
- Kültürel ve yaratıcı endüstriler dünyada büyüyor; Türkiye bu dalgaya tüm potansiyeliyle henüz eklemlenmiş değil.
- Okuma kültürü ve nitelikli içerikle derin temas, toplumun tüm katmanlarına eşit biçimde yayılmış değil.
- Sanatçılar ve kültür profesyonelleri, söylemde yüceltilirken pratikte kırılgan koşullarda yaşamaya devam ediyor.
Bu tabloda bir kültür kurumunun görevi yalnız “güzel etkinlikler yapmak” değildir.
Görev:
- Şehrin hafızasını derlemek,
- Toplumun zihnini derinleştirmek,
- Geleceğin kültür politikalarına veri ve fikir sunmak,
- Sanatçıyı ve kültür emekçisini yalnız bırakmamak,
- Çocukların ve gençlerin hayal gücünü ciddiye almaktır.
Point Kültür Sanat, 2025’te 31 etkinlikle güçlü bir başlangıç yaptı.
2026 hedefimiz; bu deneyimi:
- Kocaeli’nin kültür sermayesi haritasına,
- Sanayi–kültür ittifakına,
- Veri temelli kültür yönetimine,
- Uluslararası açılıma
dönüştüren kalıcı bir çerçeve kurmaktır.
Çünkü kültür, bir ülkenin yalnız bugünü değil, yarınını da yazan en ince ama en kalıcı güçtür.
Kültür kurumları yalnızca etkinlik yapan mekânlar değildir;
bir toplumun zihninin, vicdanının ve hayal gücünün laboratuvarlarıdır.
Point Kültür Sanat, yeni yıla bu cümlenin bilinciyle giriyor.




