Rönesans Nedir?
“Rönesans” denildiğinde çoğu insanın zihninde birkaç güçlü görüntü belirir: Leonardo da Vinci’nin Mona Lisa’sı, Michelangelo’nun David’i, Raphael’in Atina Okulu, Floransa Katedrali’nin kubbesi, perspektifle derinleşen meydanlar ve ideal oranlarla çizilmiş insan bedenleri.
Bütün bunlar Rönesans’ın parçasıdır; fakat Rönesans bunlardan daha geniş bir tarihsel olgudur.
Yaklaşık iki yüzyılı aşan bu dönüşüm yalnızca resimde yeni bir üslup yaratmadı. İnsanların antik metinleri nasıl okuduğunu, bilgiyi nasıl sınıflandırdığını, kentlerin prestij için sanatı nasıl kullandığını, sanatçının toplum içindeki yerini, resimde mekânın nasıl kurulacağını, insan bedeninin nasıl inceleneceğini ve geçmişin çağdaş hayat için ne anlam taşıyabileceğini de etkiledi.
Bu nedenle Rönesans bir “sanat akımı” olmaktan çok, birbiriyle ilişkili fakat aynı olmayan değişimlerin ortak adıdır.
Bu değişimlerin ritmi de her yerde aynı değildi. Floransa’da 15. yüzyılın başında belirginleşen sanat anlayışı Venedik’te başka, Roma’da başka, Flandre’de başka biçimler aldı. İtalya’da “Yüksek Rönesans” denilen dönem 16. yüzyılın ilk on yıllarında doruk noktasına yaklaşırken, Kuzey Avrupa’da Rönesans’la ilişkilendirilen sanat ve düşünce farklı zamanlarda gelişmeye devam etti.
Dolayısıyla Rönesans’ın kesin bir doğum günü yoktur.
Bir gecede başlamadı.
Aynı şekilde bir günde de sona ermedi.
Rönesans’ı anlamanın en iyi yolu, bir çizginin iki tarafına “Orta Çağ” ve “Yeni Çağ” yazmak değil; yavaş ilerleyen fakat bazı anlarda çok görünür hâle gelen dönüşümleri izlemektir.
Kavramın Kökeni ve Tarihlendirme
Fransızca renaissance sözcüğü “yeniden doğuş” anlamına gelir. İtalyancada benzer düşünceyi taşıyan rinascita ve daha sonra rinascimento sözcükleri kullanılmıştır.
Rönesans insanlarının tümü kendi çağlarını bugün kullandığımız anlamda “Rönesans” adı altında yaşamıyordu. Dönemin kendi içinde geçmiş sanatın yeniden canlandığına ilişkin güçlü düşünceler bulunmakla birlikte, “Rönesans”ın bütün bir tarihsel çağın adı hâline gelmesi daha sonraki tarih yazımının ürünüdür.
Bu noktada Giorgio Vasari önemlidir. Ressam, mimar ve yazar Vasari, 1550’de ilk baskısı yayımlanan, 1568’de genişletilen sanatçı biyografileri kitabında İtalyan sanatını Cimabue ve Giotto’dan kendi dönemine uzanan bir gelişme çizgisi içinde anlattı. Onun sanatın “yeniden doğuşu” fikri, sonraki sanat tarihi anlatılarını derinden etkiledi.
yüzyılda Fransız tarihçi Jules Michelet ve özellikle İsviçreli tarihçi Jacob Burckhardt, Rönesans’ı daha geniş bir tarihsel dönem olarak kavramsallaştırdı. Burckhardt’ın 1860 tarihli İtalya’da Rönesans Kültürü adlı eseri, Rönesans’ı modern bireyin, dünyevî kültürün ve yeni siyasal yaşamın oluşumunda bir dönüm noktası olarak sundu. Bu yorum çok etkili oldu; fakat bugün tartışmasız kabul edilmez.
Modern tarihçiler, Orta Çağ ile Rönesans arasındaki sürekliliklere daha fazla dikkat eder. Bireysellik, kent yaşamı, klasik metinler, bilimsel çalışma veya ticaret Rönesans’la bir anda ortaya çıkmış değildir. Dolayısıyla Rönesans kavramının kendisi de tarihsel bir olgu kadar tarihçilerin geçmişi bölümlendirme biçimidir.
Genel dönemlendirme
Öğretici kolaylık açısından Rönesans sanatı çoğu zaman şu başlıklarla ele alınır:
Proto-Rönesans: 13. yüzyıl sonları ve 14. yüzyıldaki öncü gelişmeler; Giotto başlıca isimlerden biridir. Erken Rönesans: Özellikle 15. yüzyılda Floransa merkezli sanat ve mimarlık dönüşümleri. Yüksek Rönesans: Yaklaşık 1490’lardan 1520’lere kadar uzanan, Leonardo, Michelangelo ve Raphael ile simgeleşen dönem. Maniyerizm: 16. yüzyılın ilk yarısında Yüksek Rönesans’ın denge ve ideal oran anlayışının bilinçli biçimde gerildiği yeni estetik eğilimler. Bu sınıflandırmalar faydalıdır; ancak doğanın yasaları değildir. Bir sanatçı aynı anda birden fazla eğilim taşıyabilir; Venedik’teki gelişmeler Floransa’yla, Kuzey Avrupa’daki dönüşümler İtalya’yla aynı takvime oturmaz.
Orta Çağ’dan Rönesans’a: Kopuş mu, Dönüşüm mü?
Rönesans hakkında en kalıcı efsanelerden biri şudur:
Orta Çağ karanlıktı; Rönesans geldi ve Avrupa yeniden düşünmeye başladı. Bu anlatı bugün tarihsel açıdan yetersizdir.
Orta Çağ Avrupa’sında üniversiteler kuruldu, skolastik felsefe gelişti, hukuk ve tıp eğitimi kurumsallaştı, şehirler büyüdü, ticaret ağları genişledi, Gotik mimari son derece karmaşık mühendislik çözümleri üretti ve klasik metinlerin önemli bir bölümü okunmaya devam etti. 12. yüzyılda bile Latin Batı’da klasik ve bilimsel metinlerin yoğun biçimde çevrildiği ve incelendiği bir kültürel canlanmadan söz edilir.
Dolayısıyla Rönesans, boş bir zeminde ortaya çıkmadı.
Onu daha doğru anlamak için şu soruyu sormak gerekir:
Neler ilk kez ortaya çıktı? sorusundan önce hangi eski unsurlar yeni bir yoğunluk ve anlam kazandı?
Rönesans’ta antik metinlerin dili üzerinde daha eleştirel çalışan hümanistler öne çıktı. Antik heykeller ve mimari kalıntılar sanatçıların doğrudan çalışma malzemesine dönüştü. Perspektif daha sistematik biçimde kuramsallaştırıldı. İnsan bedeninin anatomik yapısı sanat ve tıp arasındaki sınırda yeniden incelendi. Sanat patronajı kent devletleri, aileler ve papalık çevresinde güçlü bir prestij aracına dönüştü. Sanatçının adı ve bireysel üslubu giderek daha görünür hâle geldi.
Yani değişim gerçektir.
Fakat bu değişim Orta Çağ’ın tamamen reddi değil, onun içinden yeni yönlere açılan bir dönüşümdür.
Neden İtalya?
Rönesans’ın neden özellikle İtalya’da güçlü biçimde ortaya çıktığı tek bir nedenle açıklanamaz.
ve 15. yüzyıllarda İtalya bugünkü anlamıyla birleşik bir ulus devlet değildi. Floransa, Venedik, Milano, Siena, Mantova, Ferrara ve Urbino gibi kentler ve prenslikler; Napoli Krallığı ve Papalık Devletleri gibi siyasal yapılar aynı yarımadada rekabet ediyordu. Bu parçalı yapı savaşlara ve siyasal gerilimlere yol açıyordu; fakat aynı zamanda güçlü bir kültürel rekabet de üretiyordu.
Bir kent diğerinden daha büyük bir katedral yapmak, daha etkileyici bir kamusal meydan kurmak veya daha seçkin sanatçıları çekmek isteyebiliyordu.
Sanat yalnızca güzellik değildi.
Prestijdi. Hafızaydı. İnançtı. Siyasal temsil ve iktidar gösterisiydi.
Kentler, ticaret ve sermaye
Floransa, Venedik ve Cenova gibi kentlerde ticaret ve finans önemli servet birikimleri yarattı. Floransalı bankacılar Avrupa’nın farklı merkezleriyle çalışıyor; Venedik Akdeniz ticaretinin başlıca düğümlerinden biri olarak Bizans ve İslam dünyasıyla yoğun ilişki kuruyordu.
Bu ekonomik hareketlilik sanat üretimini doğrudan “yaratmadı”; fakat büyük yapıların, şapellerin, heykellerin ve resimlerin sipariş edilebilmesi için maddi imkân sağladı.
Roma’nın görünür geçmişi
İtalya’nın başka bir avantajı da antik Roma dünyasının fiziksel kalıntılarıyla doğrudan karşı karşıya olmasıydı.
Sütunlar, zafer takları, heykeller, lahitler, Pantheon ve başka kalıntılar geçmişi soyut bir kitap bilgisi olmaktan çıkarıyordu.
Rönesans sanatçıları ve mimarları Antikçağ’ı yalnızca okumadılar.
Ölçtüler, çizdiler, karşılaştırdılar ve yeniden tasarladılar.
Floransa: Yoğunlaşma Noktası
Floransa’yı “Rönesans’ın tek doğum yeri” olarak tanımlamak doğru değildir; ancak erken Rönesans’ın sanat, mimarlık ve hümanist düşüncesinin olağanüstü yoğunlaştığı bir merkez olduğu açıktır.
Kentte güçlü loncalar, ticaret ve bankacılık çevreleri, cumhuriyetçi siyasal kurumlar ve büyük aileler sanatın önemli patronlarıydı.
Bunların en tanınmışı Medici ailesidir.
Medici patronajı kimi popüler anlatılarda neredeyse Rönesans’ın tek motoru gibi sunulur. Oysa kiliseler, manastırlar, loncalar, kent yönetimi ve başka aileler de son derece önemli siparişler veriyordu.
Floransa’da sanat üretiminin gücü tek bir ailenin cömertliğinden değil, birbiriyle rekabet eden çok sayıda kurumun sanat üzerinden görünürlük aramasından doğuyordu.
Brunelleschi mimaride, Donatello heykelde, Masaccio resimde, Botticelli çizgi ve mitolojik anlatıda farklı yönlere açıldı. Kent böylece tek bir “Rönesans stili” üretmekten çok, yeni problemlerin sürekli tartışıldığı bir laboratuvara dönüştü.
Hümanizm ve Antikçağ
Rönesans denildiğinde en sık kullanılan kavramlardan biri hümanizmdir.
Fakat Rönesans hümanizmini günümüzdeki seküler veya insan-merkezci felsefi hümanizmle birebir eşitlemek yanıltıcıdır.
Rönesans hümanizmi öncelikle bir eğitim, metin ve dil kültürüydü.
Humanistler studia humanitatis adı verilen ve gramer, retorik, şiir, tarih ve ahlak felsefesi çevresinde şekillenen alanlara önem verdiler. Klasik Latinceyi yeniden canlandırmaya, antik metinlerin doğru nüshalarını bulmaya, metinleri karşılaştırmaya ve anlamlarını tarihsel bağlam içinde çözmeye çalıştılar.
Petrarca
Francesco Petrarca (Petrarch) bu dönüşümün sembol isimlerinden biridir.
Petrarca antik yazarların metinlerini topladı, Cicero gibi isimlerin yazılarına büyük ilgi gösterdi ve klasik kültürün ahlaki ve edebî değerini kendi çağı için yeniden düşünmeye çalıştı.
Onu “hümanizmin tek kurucusu” diye tanımlamak fazla basit olsa da 14. yüzyıl İtalyan hümanizminin oluşumundaki önemi büyüktür.[^met-humanism]
1453 meselesi
Rönesans hakkında sık tekrarlanan başka bir anlatı da şöyledir:
İstanbul 1453’te fethedildi; Bizanslı bilginler İtalya’ya kaçtı ve Rönesans başladı. Bu zincir yanlış ölçüde basitleştirilmiştir.
İtalya’da Yunanca öğrenimi ve Bizanslı bilginlerle ilişkiler 1453’ten çok önce gelişmişti. Manuel Chrysoloras gibi Bizanslı âlimler 14. yüzyıl sonlarında İtalya’da Yunanca öğretiyordu. Floransa Konsili gibi 15. yüzyılın ilk yarısındaki temaslar da klasik Yunanca kültürünün dolaşımını hızlandırmıştı.
1453 önemli bir tarihsel kırılmadır ve bilginlerin, elyazmalarının ve kültürel temasların dolaşımını etkiledi. Ancak Rönesans’ın başlangıç düğmesine basan tek olay değildir.
Antikçağ’ın “Yeniden Keşfi” Ne Demektir?
Rönesans’ın “Antikçağ’ı yeniden keşfettiği” söylenir.
Bu ifade dikkatli kullanılmalıdır.
Çünkü Antik Yunan ve Roma mirasının tamamı Orta Çağ’da kaybolmamıştı. Latin yazarlar okunuyor, Roma hukuku üniversitelerde çalışılıyor, Aristoteles Avrupa düşüncesinin merkezî isimlerinden biri hâline geliyordu.
Üstelik antik bilim ve felsefe mirasının önemli bir bölümü Orta Çağ boyunca İslam dünyasındaki Arapça çeviri, yorum ve bilimsel çalışma gelenekleri üzerinden Batı Avrupa’ya aktarıldı. İbn Sina, İbn Rüşd ve başka düşünürlerin eserleri Latin dünyasının eğitim ve felsefe tarihinde güçlü etkiler bıraktı.
Rönesans’ın farkı, klasik mirası sıfırdan bulmasında değil, ona yeni sorularla yaklaşmasında aranmalıdır.
Hümanistler eski metinlerin dilini ve özgün nüshalarını araştırdı. Sanatçılar antik heykellerde insan bedeninin hareketini inceledi. Mimarlar Roma yapılarının oranlarını ölçtü. Mitolojik konular Hristiyan Avrupa’nın saray ve kent kültüründe yeni anlamlar kazandı.
Rönesans sanatçısı geçmişe bakıyordu.
Ama amacı geçmişte yaşamak değildi.
Antikçağ, çağdaş dünyanın yeniden düşünülmesi için kullanılan bir kaynak hâline geldi.
Patronaj: Sanatı Kim Yaptırdı?
Rönesans sanatının anlatımı bazen Leonardo, Michelangelo ve Raphael gibi büyük isimlerin peş peşe sıralandığı bir “dehalar tarihi”ne dönüşür.
Oysa büyük eserlerin arkasında çok somut bir soru vardır:
Bu eserin parasını kim ödedi?
Rönesans sanatının büyük bölümünde sipariş sistemi belirleyiciydi.
Papalık ve kilise kurumları, kent yönetimleri, loncalar, hükümdarlar, prensler, bankerler ve tüccar aileleri sanat eserleri yaptırıyordu.
Patron yalnızca faturayı ödeyen kişi değildi.
Eserin:
konusunu, nereye yerleştirileceğini, boyutunu, kullanılan malzemeyi, bazen hangi figürlerin bulunacağını belirleyen sözleşmeler yapılabiliyordu.
Bu nedenle Atina Okulu yalnızca Raphael’in estetik başarısı değildir; papalık Roma’sının kültürel programıyla da ilgilidir.
Michelangelo’nun Sistina Şapeli tavanı yalnızca bireysel hayal gücünün ürünü değildir; papalık kurumunun dini ve siyasal temsil dünyasının içindedir.
Sanat tarihine böyle bakıldığında eser, sanatçı ve patron arasında daha gerçek bir ilişki görünür hâle gelir.
Sanatçının Değişen Statüsü
Rönesans’ta sanatçı bir anda zanaatkârlıktan kurtulup modern anlamda özgür “sanatçı”ya dönüşmedi.
Atölye sistemi, loncalar ve sipariş ilişkileri varlığını sürdürdü.
Buna rağmen önemli bir değişim yaşandı.
Sanatçının adı, bireysel üslubu, düşünsel yetkinliği ve ünü giderek daha fazla önem kazandı.
Leon Battista Alberti sanat ve mimarlık üzerine teorik metinler yazdı. Leonardo resim ile doğa araştırmasını yan yana yürüttü. Michelangelo yaşamı boyunca çağının en ünlü yaratıcı figürlerinden biri hâline geldi. Vasari sanatçıların hayatlarını, kişiliklerini ve üsluplarını sanat tarihinin merkezine yerleştirdi.
Mimarlıkta da benzer bir yükselme görüldü. The Metropolitan Museum of Art, Rönesans İtalya’sında hümanist eğitim alan mimarların statüsünün yalnızca teknik uygulayıcıdan entelektüel sanatçıya doğru yükseldiğini vurgular.[^met-architecture]
Bununla birlikte sanat üretimi hâlâ kolektifti.
Büyük atölyelerde ustalar, yardımcılar ve çıraklar birlikte çalışıyordu.
Rönesans’ın “bireysel sanatçı”sı önem kazanırken, atölye gerçeği ortadan kaybolmadı.
Sanatta Yeni Görme Biçimleri
Rönesans resminde meydana gelen dönüşümü yalnızca “daha gerçekçi resim yapıldı” diye anlatmak yetersizdir.
Asıl değişim, gerçekliğin nasıl düzenleneceğine ilişkin yeni sistemlerin geliştirilmesidir.
Perspektif: Bakışın Örgütlenmesi
Doğrusal perspektif Rönesans’ın en tanınmış tekniklerinden biridir.
Basit tanımla, paralel çizgilerin ufukta ortak bir kaçış noktasına doğru yaklaşıyormuş gibi düzenlenmesiyle iki boyutlu yüzeyde üç boyutlu mekân yanılsaması kurulur.
Ancak perspektif bundan daha fazlasıdır.
Perspektif, izleyicinin gözünü resmin geometrik sistemine yerleştirir.
Yani soru yalnızca:
“Uzak nesne nasıl küçük çizilir?” değildir.
Asıl soru:
Dünya belirli bir gözün bulunduğu noktadan nasıl düzenlenir? Filippo Brunelleschi’nin 15. yüzyıl başındaki perspektif deneyleri bu sürecin önemli adımlarındandır. Leon Battista Alberti, 1435 tarihli De pictura adlı eserinde resimsel mekânın matematiksel kuruluşunu kuramsallaştırdı.[^ng-alberti]
Brunelleschi’nin “perspektifi icat ettiği” sıkça söylenir; bu ifade fazla geneldir. Antik ve Orta Çağ sanatında da çeşitli mekân gösterme sistemleri vardı. Brunelleschi’nin önemi, matematiksel tek bakışlı doğrusal perspektifin Rönesans’taki sistematik kuruluşunda aranmalıdır.
Masaccio ve Kutsal Üçlü
Floransa’daki Santa Maria Novella’da bulunan Masaccio’nun Kutsal Üçlü freski perspektifin neden yalnızca teknik gösteri olmadığını açıkça gösterir.
Duvar düz olmasına rağmen resim, geriye doğru uzanan anıtsal bir mimari mekân hissi yaratır. Figürler bu geometrik sistemin içine yerleşir.
Burada perspektif yalnızca “gerçekçilik” üretmez.
Kutsal sahne ile izleyicinin gerçek mekânı arasında hesaplanmış bir ilişki kurar.
İnsan Bedeni ve Anatomi
Rönesans sanatçıları insan bedenini daha inandırıcı göstermek için iskelet, kas ve hareket ilişkilerini inceledi. Leonardo da Vinci’nin anatomik çizimleri bu araştırmanın en ünlü örnekleridir.
The Met’in anatomi üzerine çalışması, Rönesans sanatçılarının daha canlı ve hacimli insan figürleri oluşturma isteğiyle anatomik incelemelere yöneldiğini vurgular.[^met-anatomy]
Bu ilgi yalnızca bilimsel merak değildi.
Bir bedenin ağırlığı nasıl taşınır?
Kas hareket ettiğinde yüzey nasıl değişir?
Omuz, kalça ve omurga hareketi figürün duruşunu nasıl etkiler?
Sanatçılar bu soruların cevabını görsel temsil için arıyordu.
Doğa gözlemi
Bitkiler, hayvanlar, ışık, su, kaya oluşumları ve atmosfer de giderek daha dikkatli gözlemlendi.
Bu, doğanın ilk kez görüldüğü anlamına gelmez.
Fark, gözlemin sanatçı için daha sistematik bir bilgi üretme aracına dönüşmesidir.
Giotto’dan Erken Rönesans’a
Giotto: Figürün Ağırlığı
Giotto di Bondone’yi “ilk Rönesans ressamı” diye kesin biçimde etiketlemek tartışmalıdır; fakat 14. yüzyıl İtalyan resminde yarattığı dönüşüm son derece önemlidir.
Padova’daki Arena Şapeli fresklerinde figürlerin bedenleri ağırlık taşır. İnsanlar yalnızca kutsal anlatının işaretleri gibi durmaz; birbirine bakar, eğilir, sarılır, üzülür ve gerçek bir mekân içinde bulunuyormuş hissi verir.
Giotto’da tam anlamıyla Rönesans doğrusal perspektifi yoktur.
Ama figür ile mekân arasındaki ilişki belirgin biçimde güçlenmiştir.
Bu nedenle Giotto’yu başlangıç çizgisindeki tek kişi değil, uzun dönüşümün önemli kavşaklarından biri olarak görmek daha doğrudur.
Masaccio: Mekân ve Işık
Masaccio kısa yaşamına rağmen erken Rönesans resminde büyük etki bıraktı.
Brancacci Şapeli’ndeki Vergi Parası gibi eserlerde figürler ortak bir ışık altında hacim kazanır. Bedenler mekâna oturur. Mimari ve manzara figürlerin çevresinde tutarlı bir dünya kurar.
Masaccio’nun yeniliği “insanları daha iyi çizmek” değildir.
Figürleri ortak bir mekân ve ışık sisteminin içine yerleştirmesidir.
Botticelli: Rönesans Yalnızca Geometri Değildir
Sandro Botticelli’nin sanatı Rönesans’ı yalnızca perspektif, anatomi ve matematik üzerinden anlatmanın neden yetersiz olduğunu gösterir.
Venüs’ün Doğuşu ve İlkbahar gibi yapıtlarında çizgi olağanüstü belirgindir. Bedenler katı anatomik gerçekliğe göre değil, zarif ritim ve hareket duygusuna göre biçimlenir.
Antik mitoloji burada Hristiyan Avrupa’nın aristokrat ve hümanist kültürü içinde yeniden yorumlanır.
Dolayısıyla Rönesans sanatında klasik mirasa dönüş tek biçimli değildir.
Bir sanatçı antik mimari oranlarla, diğeri mitolojik anlatıyla, başka biri insan bedeninin heykelsi yapısıyla Antikçağ’a yaklaşabilir.
Heykelde Rönesans
Rönesans heykeli antik heykel geleneğiyle doğrudan ve güçlü bir ilişki kurdu.
Donatello
Donatello’nun heykelleri insan bedeninin ağırlığı, psikolojik karakter ve mekândaki bağımsız varlığı açısından erken Rönesans’ın temel örnekleri arasındadır.
Bronz David heykeli özellikle önemlidir. Bağımsız duran çıplak erkek figürü, antik heykel geleneğinin Rönesans Floransası’nda yeniden yorumlanmasının çarpıcı örneklerinden biridir.
Ancak Donatello yalnızca Antikçağ’ı canlandırmadı.
Figürlerinin yüzlerinde ve duruşlarında güçlü bireysel karakterler oluşturdu.
Michelangelo
Michelangelo’da insan bedeni çok daha anıtsal bir düzeye çıkar.
Pietà’da mermer, son derece yumuşak görünen bedenlere dönüşür.
David’de yaklaşık beş metre yüksekliğindeki figür yalnızca anatomik ustalığın değil, gerilim altındaki zihinsel hazırlığın da görüntüsüdür.
Michelangelo’nun bedeni “ideal insan”ı temsil ederken aynı zamanda huzursuzdur.
Kaslar yalnızca anatomik bilgi göstermez.
Duygu taşır.
Rönesans Mimarlığı
Rönesans mimarlığı Gotik yapıyı bir anda ortadan kaldırmadı. Ancak klasik Roma mimarisinin oranları, sütun düzenleri, kemerleri, kubbeleri ve geometrik açıklığı giderek daha güçlü biçimde yeniden yorumlandı.
Brunelleschi ve Floransa Katedrali’nin Kubbesi
Floransa’daki Santa Maria del Fiore Katedrali’nin dev açıklığını örtecek kubbe, uzun süre teknik bir problem olarak kalmıştı.
Filippo Brunelleschi’nin tasarladığı kubbe 15. yüzyıl mühendislik tarihinin en etkileyici çözümlerinden biri oldu.
Onu “mucize” diye tanımlamak açıklama değildir.
Asıl önem, geniş açıklığın geleneksel büyük ahşap merkezleme sistemine ihtiyaç duymadan kapatılması, çift kabuklu yapı ve tuğla örgüsü gibi çözümlerin bir araya getirilmesidir.
Kubbe aynı anda:
mühendislik problemi, kent simgesi, siyasal prestij, mimari form olarak çalışır.
Alberti: Mimarlığın Teorisi
Leon Battista Alberti yalnızca mimar değildi; hümanist, yazar ve kuramcıydı.
Antik Roma mimarlığını araştırdı ve mimarlığı oran, düzen ve düşünsel ilkelere dayanan entelektüel bir disiplin olarak ele aldı.
Bramante ve Palladio
Yüksek Rönesans’ta Donato Bramante klasik mimari dili daha anıtsal ve merkezî planlı yapılara taşıdı.
yüzyılda Andrea Palladio antik tapınak cephelerini villa ve saray mimarlığına uyarlayarak Avrupa ve daha sonra Amerika mimarlığını yüzyıllarca etkileyecek bir klasik dil geliştirdi. Rönesans mimarisinin kalıcı etkisi burada görülür:
Antikçağ yalnızca kazı alanında kalmaz.
Yeni binaların gramerine dönüşür.
Yüksek Rönesans
“Yüksek Rönesans” terimi genellikle 15. yüzyıl sonlarından 1520’lere uzanan ve özellikle Floransa ile Roma’daki sanat üretiminin belirli bir aşamasını tanımlamak için kullanılır.
Bu dönemin sanatında sıklıkla:
kompozisyon dengesi, anıtsal figür, mekânsal birlik, ideal oran, teknik ustalık öne çıkar.
Leonardo da Vinci, Michelangelo ve Raphael bu dönemin sembol isimleri hâline gelmiştir.
Fakat bu üç sanatçı aynı estetik dili konuşmaz.
Tam tersine, Yüksek Rönesans’ın zenginliği farklı cevaplarında görülür.
Leonardo da Vinci: Görmek Bir Bilgi Biçimidir
Leonardo da Vinci’yi yalnızca “dahi” sözcüğüyle anlatmak kolaydır; ama açıklayıcı değildir.
Leonardo için resim, görsel dünyanın nasıl çalıştığını araştırmanın yollarından biriydi.
İnsan anatomisi, su hareketleri, bitkiler, ışık, gölge, mekanik sistemler ve uçuş üzerine çizimler yaptı.
Bu geniş merak, “Rönesans insanı” idealinin en tanınmış örneğine dönüşmesine yol açtı.
Ancak Leonardo döneminin ortalama insanı değildir.
Olağanüstü bir istisnadır.
Mona Lisa
Mona Lisa’nın dünya çapındaki şöhreti bazen resmin kendisini görmeyi zorlaştırır.
Oysa eser, Rönesans portresinin önemli problemlerini yoğunlaştırır.
Figür belirli bir fiziksel mekânda oturur; fakat arkasındaki manzara gerçek ile düşsel arasında hareket eder. Yüzde ve ellerde sert konturlar yoktur. Leonardo’nun sfumato adı verilen yumuşak geçişleri biçimlerin sınırlarını dumansı biçimde birbirine bağlar.
Portrede kişi yalnızca “kim olduğu” ile değil, nasıl bir iç yaşama sahip olabileceği sorusuyla da görünür olur.
Son Akşam Yemeği
Milano’daki Son Akşam Yemeği, perspektif ve kompozisyonun anlatı gücüne dönüşmesinin güçlü örneklerinden biridir.
Perspektif çizgileri İsa’nın bulunduğu merkeze yönelir. Havarilerin gruplar hâlindeki tepkileri, kutsal anlatıyı durağan bir düzen yerine psikolojik bir olaya dönüştürür.
Michelangelo: Bedenin Gerilimi
Michelangelo Buonarroti kendisini öncelikle heykeltıraş olarak görse de resim ve mimarlıkta da çağının belirleyici isimlerinden oldu.
Sistina Şapeli tavanında insan bedeni anlatının temel taşıyıcısıdır.
Burada beden yalnızca anatomik olarak doğru değildir.
Bükülür, gerilir, döner ve güçlü bir enerji taşır.
Âdem’in Yaratılışı sahnesi iki elin birbirine yaklaşmasıyla neredeyse bütün anlatıyı tek bir harekette yoğunlaştırır.
Daha sonraki Son Yargı freskinde ise Yüksek Rönesans’ın sakin dengesinden daha huzursuz ve yoğun bir beden dünyası ortaya çıkar.
Bu değişim, Rönesans’ın kendi içinde de sabit bir ideal taşımadığını gösterir.
Raphael: Düzenin Zekâsı
Raphael’in sanatı bazen Leonardo ve Michelangelo arasında “daha uyumlu” bir üçüncü yol gibi basitleştirilir.
Oysa Raphael’in asıl gücü, çok sayıda figürü karmaşık anlatılar içinde son derece okunabilir ve dengeli ilişkiler kurarak düzenlemesidir.
Atina Okulu
Vatikan’daki Atina Okulu, Rönesans kültürünü tek eser üzerinden düşünmek için güçlü bir örnektir.
Ne görüyoruz?
Platon ve Aristoteles merkezde olmak üzere antik dünyanın filozofları, matematikçileri ve düşünürleri geniş bir klasik mimari içinde bir araya gelir.
Nasıl kurulmuş?
Merkezî perspektif, figür gruplarının yerleşimi ve mimari düzen bakışı merkezdeki iki filozofa yöneltir.
Neden önemlidir?
Eser antik felsefeyi yalnızca tarihsel geçmiş olarak göstermez.
Onu 16. yüzyıl papalık Roma’sında çağdaş bir entelektüel programın parçasına dönüştürür.
Daha derin soru
Bu fresk Rönesans’ın temel paradokslarından birini görünür kılar:
Antik pagan düşünce, Hristiyan papalığının merkezinde neden böylesine görkemli biçimde temsil edilmektedir?
Cevap, hümanist kültürün klasik bilgiyle Hristiyan dünyasını mutlaka birbirinin karşıtı olarak görmemesinde yatar.
Rönesans burada geçmişi kopyalamaz.
Geçmişi kendi çağının diline çevirir.
Venedik Rönesansı: Rengin Başka Yolu
Floransa ve Roma Rönesans anlatısında büyük yer tutar; fakat Venedik kendi güçlü resim geleneğini geliştirdi.
Venedik’in deniz ticareti, Doğu Akdeniz’le ilişkileri, nemli atmosferi, renk ve malzeme kültürü sanatında farklı eğilimler doğurdu.
Giovanni Bellini, Giorgione ve Titian gibi sanatçılarda renk, ışık ve atmosfer resmin kuruluşunda olağanüstü önem kazandı.
Floransa geleneği çoğu zaman disegno — çizim, tasarım ve yapısal kurgu — ile; Venedik geleneği ise colorito — renk ve boyasal kuruluş — ile karşılaştırılır.
Bu karşıtlık öğreticidir ama mutlak değildir.
Floransalı ressamlar renksiz, Venedikliler çizimsiz değildi.
Asıl mesele iki sanat ortamının resmin nasıl kurulacağına farklı ağırlıklar vermesidir.
Venedik ayrıca İslam dünyasıyla sürekli ticari ve diplomatik temas içindeydi. Kumaşlar, halılar, seramikler, metal eşyalar ve giysiler yalnızca ticari mallar değil, görsel kültürün de parçalarıydı.[^met-venice-islam]
Kuzey Rönesansı: İtalya’nın Kopyası Değil
“Rönesans” terimi ilk olarak İtalya merkezli sanat ve kültür tarihinden türemiş olsa da 15. ve 16. yüzyılda Flandre, Almanya, Fransa ve başka Kuzey Avrupa bölgelerinde de büyük dönüşümler yaşandı.
Bu gelişmeleri “İtalyan Rönesansı kuzeye yayıldı” diye tek yönlü anlatmak doğru değildir.
Kuzeyli sanatçılar kendi güçlü geleneklerine sahipti.
Jan van Eyck
Jan van Eyck’in resimlerinde kumaş, metal, cam, ahşap, insan teni ve ışığın yüzeydeki davranışı olağanüstü ayrıntıyla gösterilir.
Yağlıboyanın Van Eyck tarafından “icat edildiği” eski bilgi doğru değildir. Yağ bağlayıcılı boya Kuzey Avrupa’da 12. yüzyıldan beri bilinmektedir. Van Eyck ve çağdaşlarının asıl başarısı, yağlıboyanın saydam katmanlar, zengin renk ve ince ayrıntı üretme olanaklarını olağanüstü bir ustalıkla geliştirmeleridir.[^met-oil]
Dürer
Albrecht Dürer İtalya ile Kuzey Avrupa arasındaki sanat alışverişinin simge isimlerinden biridir.
İtalya’ya yaptığı yolculuklarda oran, perspektif ve klasik sanatla ilgilendi; Kuzey Avrupa’nın ayrıntılı çizim ve baskı geleneğini bu araştırmalarla birleştirdi.
Dürer’in otoportreleri sanatçının bireysel kimliğinin görünürleşmesi açısından da önemlidir.
Bruegel ve gündelik dünya
Pieter Bruegel’in köylü yaşamı, mevsimler ve geniş manzaraları, Rönesans’ın yalnızca saraylar, kutsal yapılar ve ideal bedenlerden oluşmadığını hatırlatır.
Kuzey Rönesansı, dinsel reform, gündelik yaşam, ayrıntılı yüzey gerçekliği ve baskı kültürüyle İtalya’dan farklı ağırlık merkezleri geliştirdi.
Yağlıboya: Bir “İcat” Efsanesi
Jan van Eyck’in yağlıboyayı icat ettiği anlatısı sanat tarihinin en kalıcı yanlışlarından biridir.
The Metropolitan Museum of Art, Kuzey Avrupa’da yağlıboya kullanımının 12. yüzyıla kadar gittiğini ve Van Eyck’e “icat” payesi verilmesinin yanlış olduğunu açıkça belirtir.[^met-oil]
Van Eyck’in önemi başka yerdedir.
Yağlıboyanın yavaş kuruma, ince katmanlar hâlinde uygulanma ve saydam renk geçişleri oluşturma özelliklerini kullanarak:
ışığı, teni, mücevheri, kumaşı, metal yüzeyi, uzak manzarayı son derece ayrıntılı biçimde gösterebildi.
Bu teknik daha sonra Güney Avrupa’da giderek yaygınlaştı.
Burada önemli ders şudur:
Sanat tarihindeki büyük dönüşümler her zaman yeni bir malzemenin “icat edilmesi”yle olmaz. Bazen zaten bilinen bir malzemenin imkânlarının yeni bir düzeyde keşfedilmesi daha belirleyicidir. Matbaa ve Bilginin Dolaşımı
yüzyıl ortalarında Johannes Gutenberg’in Mainz çevresinde geliştirdiği hareketli metal harfli baskı sistemi Avrupa’da kitap üretiminin ölçeğini değiştirdi. Bu teknolojinin etkisini anlamak için “kitap sayısı arttı” demek yetmez.
Metinlerin aynı nüshalar hâlinde daha geniş coğrafyalara taşınabilmesi:
hümanist metinlerin, klasik eserlerin, dinî tartışmaların, bilimsel bilgilerin, haritaların, resimli kitapların dolaşımını hızlandırdı.
Matbaa Rönesans’ı başlatmadı.
Hümanizm, sanat yenilikleri ve kent kültürü Gutenberg’den önce de gelişiyordu.
Fakat baskı kültürü, yeni fikirlerin dolaşım hızını ve erişim ölçeğini değiştiren güçlü bir altyapı sağladı.
Baskı resim de sanatın dolaşımını dönüştürdü. Dürer gibi sanatçılar gravür ve ağaç baskılar aracılığıyla eserlerini fiziksel olarak bulunmadıkları bölgelere ulaştırabildi.
Sanat yapıtı artık yalnızca kilisenin duvarında veya sarayın odasında değildi.
Çoğaltılabilir görüntü, yeni bir görsel kültür yaratmaya başladı.
Rönesans, Bilim ve Bilgi
Rönesans ile “Bilimsel Devrim” bazen aynı tarihsel süreç gibi anlatılır.
Aralarında güçlü ilişkiler vardır; fakat ikisi özdeş değildir.
Rönesans döneminde:
anatomi, haritacılık, matematik, astronomi, botanik, mekanik, perspektif alanlarında önemli gelişmeler yaşandı.
Leonardo’nun çizimleri sanat ile doğa araştırması arasındaki sınırın ne kadar geçirgen olabileceğini gösterir.
1543’te Nicolaus Copernicus’un De revolutionibus orbium coelestium adlı eserinin yayımlanması astronomi tarihinin temel kırılmalarından biridir.
Ancak Galileo, Kepler ve Newton’la ilişkilendirilen 17. yüzyıl Bilimsel Devrimi’nin tamamını “Rönesans bilimi” içine yerleştirmek doğru değildir.
Daha sağlıklı yaklaşım şudur:
Rönesans, gözlem, matematik, metin eleştirisi ve bilgi dolaşımı açısından sonraki bilimsel dönüşümlerin bazı önemli koşullarını güçlendirdi.
Reformasyon ve Rönesans
yüzyılın başında Avrupa’daki dinsel yapı büyük bir dönüşüme girdi. Martin Luther’in 1517’de başlayan çıkışı Protestan Reformasyonu’nun en bilinen başlangıç noktalarından biridir.
Rönesans hümanizmi ile Reformasyon arasında kesişmeler vardı.
Hümanistler kutsal metinlerin özgün dillerine dönmeyi, çevirileri karşılaştırmayı ve filolojik doğruluğu önemsediler. Erasmus bunun en güçlü örneklerinden biridir.
Matbaa dinsel tartışmaların olağanüstü hızla yayılmasına katkıda bulundu.
Fakat “Rönesans Reformasyonu doğurdu” demek yine fazla doğrusal olur.
Reformasyonun:
teolojik, siyasal, ekonomik, kurumsal kendine özgü nedenleri vardı.
Üstelik Rönesans kültürü Katolik çevrelerde de son derece güçlüydü.
Raphael’in Atina Okulu’nun Vatikan’da bulunması bunun en açık hatırlatmalarından biridir.
Rönesans ve Küresel Dünya
Rönesans Avrupa’sı aynı zamanda Atlantik ve Hint Okyanusu dünyalarının birbirine daha yoğun bağlandığı bir dönemde yaşadı.
1492’de Kristof Kolomb’un Atlantik yolculuğu ve 1498’de Vasco da Gama’nın Hindistan’a deniz yoluyla ulaşması Avrupa’nın ticaret, haritacılık ve siyasal güç dengelerini derinden değiştirdi.
Bunu yalnızca “büyük keşifler” ve cesur denizciler hikâyesi olarak anlatmak bugün yetersizdir.
Avrupa’nın denizaşırı genişlemesi:
sömürgeleşme, yerli toplumların yıkımı, zorla çalıştırma, köleleştirme, doğal kaynakların aktarılması gibi büyük şiddet süreçleriyle birlikte ilerledi.
Rönesans’ın şaheserleriyle Amerika kıtasındaki sömürgeleşmenin aynı tarihsel yüzyıllarda gerçekleştiğini hatırlamak önemlidir.
Bu gerçek sanatın değerini azaltmaz.
Ama “Rönesans çağı”nı yalnızca estetik ve entelektüel ilerlemenin parlak vitrini olmaktan çıkarır ve gerçek tarihsel karmaşıklığına yerleştirir.
Osmanlı–Rönesans Avrupa’sı: Aynı Akdeniz’in İki Dünyası
Rönesans Avrupa’sı ile Osmanlı dünyası birbirinden yalıtılmış iki kültür değildi.
Özellikle Venedik ile Osmanlı İmparatorluğu arasında ticaret, savaş, diplomasi ve sanat alışverişi iç içe ilerliyordu.
En çarpıcı örneklerden biri Gentile Bellini’dir.
Venedik Cumhuriyeti’nin resmî ressamlarından Bellini, 1479’da diplomatik bir görevle II. Mehmed’in sarayına İstanbul’a gönderildi ve yaklaşık iki yıl burada kaldı. Sultan Mehmed II’nin portresini ve Osmanlı toplumundan çeşitli figürleri konu alan çalışmalar yaptı.[^met-bellini]
Bu olay Rönesans sanatının yalnızca Floransa–Roma ekseninde anlaşılmasının sınırlarını gösterir.
Fatih Sultan Mehmed antik tarihe, İtalyan sanatına ve portre kültürüne ilgi duyarken Venedik Osmanlı dünyasından kumaş, nesne, biçim ve görsel bilgi taşıyordu.
Burada basit bir “Doğu etkisi–Batı etkisi” şeması yerine daha doğru bir kavram kullanmak gerekir:
dolaşım.
Akdeniz’de sanatçılar, tüccarlar, diplomatlar, elyazmaları ve nesneler hareket ediyordu.
Rönesans da bu dolaşım dünyasının içindeydi.
Kadınlar ve Rönesans
Rönesans’ın “bireyin keşfi” ve “insanın yükselişi” gibi büyük anlatıları, dönemin kadınları açısından aynı ölçüde geçerli değildi.
Kadınların:
atölye eğitimine, loncalara, anatomi çalışmalarına, kamusal siparişlere, akademik eğitime erişimi erkeklerle eşit değildi.
Bu sınırlara rağmen kadınlar sanat ve kültür alanında önemli roller üstlendi.
Sofonisba Anguissola, 16. yüzyılda uluslararası ün kazanan ressamlardan biri oldu ve İspanyol sarayında çalıştı.
Lavinia Fontana, profesyonel ressam olarak büyük siparişler almayı başaran önemli bir isimdi.
Isabella d’Este ise sanatçı olmaktan çok patron, koleksiyoncu ve kültürel aktör olarak Rönesans saray kültürünün şekillenmesinde etkiliydi.
Bu örnekleri maddeye eklemek yalnızca “kadın isimlerini unutmamak” değildir.
Asıl mesele, şu soruyu görünür kılmaktır:
Rönesans bireysel yeteneği yüceltiyorsa, kimlerin yeteneğini geliştirme ve görünür kılma imkânı vardı? Bu soru dönemin başarılarını küçültmez.
Onları daha doğru bir toplumsal bağlama yerleştirir.
Portre: Bireyin Görünürleşmesi
Rönesans’ta portre sanatının gelişmesi sıkça bireyselliğin güçlenmesiyle ilişkilendirilir.
Bu ilişki önemlidir; ancak “Rönesans’ta birey icat edildi” demek kadar basit değildir.
Orta Çağ’da da bireysel kimlik ve portre geleneği vardı.
Rönesans döneminde değişen şey, portre talebinin ve biçimlerinin önemli ölçüde genişlemesidir.
Tüccarlar, hükümdarlar, saray mensupları ve kültürel seçkinler portre aracılığıyla:
statülerini, eğitimlerini, mesleklerini, siyasal güçlerini, aile kimliklerini görünür kılabiliyordu.
The Met, Rönesans ve Barok portresinin yalnızca fiziksel benzerliği kaydetmekle kalmayıp kişinin kimliğine ilişkin daha geniş bir temsil kurduğunu vurgular.[^met-portrait]
Bu nedenle portre, yüzün resmi değildir.
Toplumsal kimliğin görsel inşasıdır.
Maniyerizm: Dengenin Bozulması mı, Yeni Bir Dil mi?
Yüksek Rönesans’ın Leonardo, Michelangelo ve Raphael çevresinde gelişen denge, oran ve uyum ideali sonsuza kadar sürmedi.
yüzyılın ilk yarısında Pontormo, Parmigianino, Bronzino ve başka sanatçılar farklı bir görsel dil geliştirdi. Figürler uzadı.
Renkler daha yapay ve şaşırtıcı hâle geldi.
Mekân bazen bilinçli biçimde kararsızlaştırıldı.
Pozlar karmaşıklaştı.
Parmigianino’nun Uzun Boyunlu Meryem’inde Meryem’in boynu ve bedeni doğal oranın ötesine geçer. Bu bir anatomik beceriksizlik değildir.
Doğru oranın bilinçli olarak gerilmesidir.
Maniyerizm bir dönem “Rönesans’ın çöküşü” gibi yorumlandı.
Bugün daha çok, Yüksek Rönesans’ın ulaştığı klasik dengenin ardından sanatçıların ustalık, yapaylık, gerilim ve ifade üzerine geliştirdikleri yeni estetik cevaplar olarak değerlendirilir.
Rönesans Ne Zaman Biter?
Rönesans’ın sonu da başlangıcı kadar tartışmalıdır.
1527’de Roma’nın Kutsal Roma İmparatorluğu birlikleri tarafından yağmalanması İtalya’daki siyasal ve kültürel dengeler açısından büyük bir kırılmaydı.
Reformasyon Avrupa’nın dinsel haritasını değiştiriyordu.
Katolik Reformu ve Karşı-Reformasyon sanatın görevini yeniden tartışmaya açtı.
Maniyerizm klasik Rönesans estetiğini dönüştürdü.
yüzyıl sonu ve 17. yüzyıl başlarında Barok sanat yeni bir görsel ve mekânsal dünya kurmaya başladı. Ama bu gelişmeler Avrupa’nın her yerinde aynı anda olmadı.
Rönesans bu nedenle bir kapının kapanması gibi sona ermez.
Bazı fikirleri başka dönemlerin içine karışır.
Klasik mimarlık Palladio üzerinden yüzyıllarca yaşamaya devam eder.
Perspektif Batı resminin temel araçlarından biri olur.
Sanatçı biyografisi, müze ve sanat tarihi anlatılarının merkezine yerleşir.
Rönesans biter; fakat geliştirdiği görsel ve entelektüel gramerin önemli bölümü yaşamaya devam eder.
Rönesans Kavramına Modern Eleştiri
Bugün Rönesans kavramını kullanmaya devam ediyoruz; çünkü son derece işlevseldir.
Ama kavramın sınırlarını bilmek gerekir.
Birincisi: Orta Çağ’ı küçültme riski
Rönesans’ı yalnızca “yeniden doğuş” olarak anlatırsak ondan önceki bin yıllık kültürü ölüm veya karanlık gibi gösterebiliriz.
Bu tarihsel olarak yanlıştır.
İkincisi: İtalya’yı bütün Avrupa yerine koyma riski
Floransa ve Roma’da meydana gelen değişimleri Paris, Nürnberg, Brugge veya Londra’ya aynı biçimde uygulamak doğru değildir.
Üçüncüsü: Avrupa’yı dünyadan yalıtma riski
Bizans, İslam dünyası, Osmanlı, Akdeniz ticareti ve giderek genişleyen küresel ağlar hesaba katılmadan Rönesans tamamlanmış bir hikâye değildir.
Dördüncüsü: “Büyük erkekler tarihi”ne dönüşme riski
Leonardo, Michelangelo ve Raphael olağanüstü önemlidir.
Fakat onların eserlerini mümkün kılan:
atölyeler, ustalar, yardımcılar, malzeme üreticileri, patronlar, zanaatkârlar, kurumlar olmadan bu tarih eksik kalır.
Bu nedenle Rönesans kavramını terk etmekten çok, daha dikkatli kullanmak gerekir.
Bir Rönesans Eserine Nasıl Bakılır?
Bir müzede Rönesans resmiyle karşılaştığınızda yalnızca eser etiketine bakıp sanatçının adını okumakla yetinmeyin.
Birkaç soru, resmi başka türlü görmenizi sağlar.
Mekân nasıl kurulmuş?
Perspektif var mı?
Kaçış noktası nerede?
Bakışınız resmin hangi noktasına çekiliyor?
İnsan bedeni nasıl gösterilmiş?
Figürler ağırlık taşıyor mu?
Anatomik yapı görünür mü?
Beden idealize edilmiş mi?
Işık ne yapıyor?
Yalnızca nesneleri aydınlatıyor mu, yoksa hacim ve atmosfer mi kuruyor?
Antikçağ nerede?
Mimaride mi?
Mitolojik konuda mı?
Beden oranlarında mı?
Giysilerde mi?
Bir Roma heykelinin veya klasik metnin izi var mı?
Eseri kim yaptırmış olabilir?
Bir kilise mi?
Bir hükümdar mı?
Bir banka ailesi mi?
Bir lonca mı?
Sipariş veren kişinin amacı ne olabilir?
Din ile hümanizm nasıl yan yana duruyor?
Rönesans sanatının büyük bölümü dinseldir.
Ama aynı yapıtta klasik mimari, antik felsefe, doğa gözlemi ve Hristiyan inancı birlikte bulunabilir.
Sanatçı ne kadar görünür?
İmza var mı?
Bireysel üslup hissediliyor mu?
Sanatçının itibarı eserin anlamının parçası mı?
Bu soruların sonunda Rönesans eserine artık yalnızca “çok gerçekçi yapılmış eski bir resim” gibi bakılmaz.
Eser, kimin baktığını, kimin yaptırdığını ve bir toplumun dünyayı nasıl düzenlemek istediğini anlatmaya başlar.
Bir Eser Üzerinden Rönesans: Raphael’in Atina Okulu
Raphael’in 1509–1511 dolaylarında Vatikan’daki Stanza della Segnatura için yaptığı Atina Okulu, Rönesans’ın birçok temel niteliğini aynı kompozisyonda bir araya getirir.
- Antikçağ
Freskin konusu antik Yunan düşüncesidir.
Platon, Aristoteles ve başka filozoflar Hristiyanlığın merkezi olan Vatikan’da büyük bir duvarı kaplar.
Bu durum tek başına Rönesans hümanizminin klasik bilgiye yaklaşımını gösterir.
- Perspektif
Mimari yapı güçlü bir merkezî perspektif sistemiyle düzenlenmiştir.
Bakış doğrudan Platon ve Aristoteles’in bulunduğu merkeze yönelir.
Perspektif yalnızca derinlik üretmez.
Düşünsel hiyerarşi üretir.
- İnsan figürü
Filozofların her biri farklı beden hareketleri ve zihinsel tavırlarla gösterilir.
Düşünmek yalnızca soyut bir zihin etkinliği değildir; beden jestleriyle görünür hâle gelir.
- Klasik mimari
Yapının sütunları, kemerleri ve büyük hacimleri antik Roma mimarlığını çağrıştırır.
Fakat fresk gerçek bir antik yapı kaydı değildir.
Raphael klasik mimariyi Rönesans’ın ideal entelektüel dünyası için yeniden kurar.
- Çağdaş zaman
Bazı filozof yüzlerinin Raphael’in çağdaşlarıyla ilişkilendirildiği geleneksel yorumlar vardır. Her eşleştirme aynı kesinlikte olmasa da eser geçmiş ile Raphael’in bugünü arasındaki sınırı bilinçli biçimde geçirgen hâle getirir.
Atina Okulu bu nedenle Rönesans’ın güçlü bir özeti gibidir:
Geçmişe bakar, fakat geçmişte kalmaz. Rönesans’ın Çelişkileri
Rönesans insanlık tarihinin büyük sanat eserlerinin üretildiği bir dönemdir.
Aynı zamanda siyasal şiddet, savaş, dinsel çatışma ve büyük eşitsizliklerin yaşandığı bir dönemdir.
Medici ailesi sanat patronuydu; aynı zamanda siyasal güç mücadelesinin aktörüydü.
Papalık büyük sanat projeleri üretti; aynı dönemde Avrupa dinî bölünmeler yaşadı.
Hümanist eğitim insan yeteneklerini yüceltirken kadınların ve alt sınıfların eğitim imkânları son derece sınırlıydı.
Avrupa’da perspektif, anatomi ve matbaa gelişirken Atlantik dünyasında sömürgeleşme genişliyordu.
Bu çelişkileri görmek Rönesans’ın sanatını küçültmez.
Tam tersine, onu gerçek tarih içine yerleştirir.
Çünkü hiçbir büyük kültürel dönem yalnızca başyapıtlarından ibaret değildir.
Rönesans Neden Önemlidir?
Rönesans’ın önemini yalnızca Leonardo, Michelangelo ve Raphael gibi büyük sanatçılar üzerinden açıklarsak dönemin en önemli taraflarından birini kaçırırız.
Rönesans’ın dönüştürdüğü şeylerden bazıları şunlardır:
geçmişin nasıl okunacağı, sanatçının kim olduğu, bir resimde mekânın nasıl kurulacağı, insan bedeninin nasıl inceleneceği, sanat ile bilgi arasındaki ilişki, devlet ve zengin ailelerin sanat yoluyla nasıl temsil edileceği, metin ve görüntülerin nasıl dolaşacağı, portrede bireyin nasıl görünür hâle geleceği. Rönesans’ın perspektifi, yalnızca resimde derinlik yaratma yöntemi değildir.
Bakan kişinin yerini görüntünün düzenine dahil eder.
Rönesans’ın anatomi araştırması yalnızca kasları daha doğru çizmek değildir.
İnsan bedenini gözlem yoluyla bilgi nesnesi hâline getirir.
Antikçağ’a dönüş yalnızca eski Yunan ve Roma’yı taklit etmek değildir.
Geçmişi çağdaş ihtiyaçlar için yeniden yorumlamaktır.
Belki de Rönesans’ın en kalıcı tarafı burada aranmalıdır.
Rönesans’ın asıl önemi, geçmişi yeniden keşfetmesinden çok, geçmişi kullanarak kendi çağını yeniden düşünmesindedir. Bu nedenle Rönesans’ın yaptığı gerçekten geçmişe dönmek miydi, yoksa geçmişe yeniden bakarak geleceğin görme biçimlerinden birini kurmak mıydı?
Cevap büyük ölçüde ikincisidir.
Rönesans sanatçısı antik dünyaya baktı.
Ama yaptığı eser antik değildi.
Kendi çağınındı.
Ve o eserler, yüzyıllar sonra hâlâ bize aynı temel soruyu sorduruyor:
Dünyaya nasıl bakıyoruz ve baktığımız şeyi hangi düzen içinde anlamlı hâle getiriyoruz? Temel Sanatçılar ve Eserler
Sanatçı / Mimar Eser / Yapı Tarih Yer / Koleksiyon Giotto di Bondone Arena (Scrovegni) Şapeli freskleri yak. 1303–1305 Padova Filippo Brunelleschi Santa Maria del Fiore Kubbesi 1420–1436 Floransa Masaccio Kutsal Üçlü yak. 1425–1427 Santa Maria Novella, Floransa Donatello David yak. 1440’lar Museo Nazionale del Bargello, Floransa Sandro Botticelli Venüs’ün Doğuşu yak. 1484–1486 Uffizi, Floransa Leonardo da Vinci Son Akşam Yemeği 1495–1498 Santa Maria delle Grazie, Milano Leonardo da Vinci Mona Lisa yak. 1503–1519 Louvre, Paris Michelangelo Pietà 1498–1499 Aziz Petrus Bazilikası, Vatikan Michelangelo David 1501–1504 Galleria dell’Accademia, Floransa Michelangelo Sistina Şapeli Tavanı 1508–1512 Vatikan Raphael Atina Okulu 1509–1511 Vatikan Titian Bacchus and Ariadne 1520–1523 National Gallery, Londra Jan van Eyck Arnolfini Portresi 1434 National Gallery, Londra Albrecht Dürer 1500 Otoportresi 1500 Alte Pinakothek, Münih Pieter Bruegel The Harvesters / Hasatçılar 1565 The Metropolitan Museum of Art, New York Sofonisba Anguissola Satranç Oyunu 1555 National Museum, Poznań Not: Rönesans’ın coğrafi ve tarihsel sınırları tartışmalı olduğu için bu seçki dönemi “tam olarak temsil eden” kapalı bir liste değil, farklı yönlerini görünür kılan bir okuma haritasıdır. İlişkili Maddeler
Hümanizm Perspektif Biçim Oran Kompozisyon Figür Anatomi Portre Manzara Resmi Fresk Yağlıboya Patronaj Medici Floransa Venedik Antik Yunan Sanatı Roma Sanatı Orta Çağ Sanatı Gotik Maniyerizm Barok Leonardo da Vinci Michelangelo Raphael Sandro Botticelli Filippo Brunelleschi Donatello Jan van Eyck Albrecht Dürer Giorgio Vasari Matbaa Reformasyon Kuzey Rönesansı Venedik Rönesansı


