Prof. Dr. Ruşen Keleş
Yaşamı ve Eğitimi
Ruşen Keleş, 19 Ağustos 1932’de Trabzon’un Araklı ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Trabzon’da tamamladı; Trabzon Lisesi’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne girdi. 1950–1954 arasındaki Mülkiye yılları, Türkiye’nin çok partili siyasal hayata geçtiği, kırdan kente hareketliliğin hızlandığı, kamu yönetimi ile kalkınma meselelerinin yeni sorular doğurduğu bir döneme rastladı. Keleş’in daha sonra uzun yıllar üzerinde çalışacağı kentleşme, yerel yönetim ve kamu politikası sorunlarının toplumsal zemini de aynı yıllarda belirginleşmeye başlamıştı.
1954’te Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin İdari Şubesi’nden mezun olduktan sonra kaymakamlık stajına başladı; Edirne ve İstanbul’daki görevlerden sonra Kısıklı bucak müdürlüğü, Fatih’te kaymakam refikliği ve vekilliği ile Bursa’nın Keleş ilçesinde kaymakam vekilliği yaptı. Bu kısa idarecilik dönemi, onun kamu yönetimini yalnız hukuksal örgütlenme olarak değil, yerleşmelerin gündelik sorunlarıyla doğrudan karşılaşan bir hizmet alanı olarak tanımasına imkân verdi. 1956’nın sonunda Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Şehircilik Kürsüsü’nün açtığı asistanlık sınavını kazanarak akademik yaşama geçti.
Şehircilik Kürsüsü o tarihlerde Türkiye’de kentleşmenin toplumsal, yönetsel ve siyasal boyutlarını akademik bir çalışma alanına dönüştürmeye çalışan sınırlı sayıdaki merkezden biriydi. Keleş’in bu alana girişi bu nedenle yerleşik, sınırları çoktan çizilmiş bir disipline katılmak anlamına gelmiyordu. Ernst Reuter’in başlattığı, Fehmi Yavuz’un geliştirdiği ve daha sonra Cevat Geray gibi bilim insanlarının da güçlü katkı verdiği bir kurumsallaşma sürecinin genç kuşağı içinde yer aldı. Keleş’in ayırt edici tarafı, bu kurucu dönemin meselelerini sonraki onyıllara taşıması; alanı kentleşme politikasından yerel demokrasiye, çevreden kent hukukuna kadar genişleten sürekliliğin başlıca taşıyıcılarından biri olmasıdır.
Asistanlığı sırasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki fark derslerini tamamladı, hukuk öğrenimini bitirdi ve avukatlık stajını yaptı. Hukuk bilgisi, sonraki çalışmalarında belirgin biçimde görülecek bir özelliğin temelini güçlendirdi: Keleş kent sorunlarını yalnız sosyolojik olgular ya da planlama teknikleri olarak değil, haklar, yetkiler, mülkiyet, kamu yararı, hukukun üstünlüğü ve idarenin sorumluluğu çerçevesinde de değerlendirdi.
1957’nin sonlarında Siyasal Bilgiler Fakültesi ile New York University arasındaki işbirliği kapsamında Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti. New York University’de kamu yönetimi alanında çalıştı; daha sonra Massachusetts Institute of Technology’de doktora araştırmasını sürdürdü. Bu dönemde Lloyd Rodwin, Charles Abrams, Lewis Mumford, Kevin Lynch, Richard Meier, Charles Haar ve William Alonso gibi şehircilik, konut, planlama ve kentsel ekonomi alanlarında etkili isimlerin bulunduğu akademik çevrelerle temas etti. Bu deneyim, Keleş’in Türkiye’deki kentleşmeyi yalnız yerel bir sorun olarak değil, karşılaştırmalı şehircilik ve kamu politikası literatürü içinde düşünmesine katkı sağladı.
Türkiye’ye dönüşünün ardından doktorasını tamamladı ve 1961’de siyaset bilimi doktoru oldu. 1965’te doçent, 1971’de profesörlüğe yükseldi. 1968–1970 arasında Fulbright programıyla California Üniversitesi çevresinde konuk öğretim üyesi ve araştırmacı olarak bulundu; Los Angeles ve Berkeley’de planlama ve kamu politikası çevreleriyle çalıştı. Daha sonraki yıllarda Harvard Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi’nde, Japonya’da International Christian University’de ve başka akademik kurumlarda konuk öğretim üyeliği ve araştırmacılık yaptı.
Bu uluslararası deneyimlerin Keleş’in düşüncesindeki önemi, yabancı kurum adlarının prestijinden çok, karşılaştırmalı bakışın yerleşmesidir. Yerel yönetim modellerini, planlama anlayışlarını, kentsel büyüme sorunlarını ve çevre politikalarını farklı ülkeler üzerinden incelemesi; Türkiye’yi ne bütünüyle benzersiz ne de dışarıdan hazır modellerle açıklanabilecek bir ülke olarak görmesine yol açtı. Keleş’in çalışmalarında karşılaştırma çoğu zaman kurumsal aktarma için değil, Türkiye’nin kendi koşullarını daha doğru görmek için kullanıldı.
Bilimsel Oluşumu: Türkiye’de Kentbilimin Kurucu Kuşağı İçinde
Ruşen Keleş’in bilimsel yerini doğru belirlemek için onu yalnız “kentleşme üzerine çalışan bir profesör” diye tanımlamak yetersizdir. Türkiye’de kentleşmenin bağımsız bir araştırma ve öğretim alanı olarak kurumsallaşması 20’nci yüzyılın ortalarında hızlandı. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi bünyesinde 1953’te kurulan İskân ve Şehircilik Enstitüsü ve Şehircilik Kürsüsü, bu sürecin başlıca merkezlerindendi. Ernst Reuter’in açtığı çizgi, Fehmi Yavuz’un akademik ve yönetsel çalışmalarıyla gelişti; Keleş, Cevat Geray ve aynı dönemin başka sosyal bilimcileri bu alanı genişletti.
Keleş’in bu kuşak içindeki ağırlığı birkaç düzeyde ortaya çıkar. Birincisi, Türkiye’nin hızlı kentleşme sürecini çok erken tarihlerden itibaren sistematik araştırma konusu yaptı. 1961 tarihli Şehir ve Bölge Planlaması Bakımından Şehirleşme Hareketleri ve 1962 tarihli Türkiye’de Şehirleşme Hareketleri: 1927–1960, kentleşmenin nüfus hareketlerinden planlamaya uzanan boyutlarını daha alanın terminolojisi yerleşmeden inceleyen çalışmalardandır. Aynı yıllarda köyde iktisadi ve toplumsal değişmeyi, belediye başkanlarını, küçük belediyelerin sorunlarını ve konut politikalarını araştırması, kentleşmeyi tek başına nüfus artışına indirgemediğini gösterir.
İkincisi, Keleş’in üretimi bir araştırma konusu çevresinde kalmadı; bir disiplinin öğretim altyapısını kuran kitaplara dönüştü. Kentbilim İlkeleri, Kentleşme Politikası, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Kentbilim Terimleri Sözlüğü, Çevre Politikası ve Kent Hukuku gibi eserler farklı dönemlerde üniversite öğretiminde ve kamu politikası tartışmalarında başvuru kitapları oldu. Özellikle Kentleşme Politikası çizgisinin 2026’da 23’üncü gözden geçirilmiş baskıya ulaşması, kitabın tek bir tarihsel dönemin ürünü olarak kalmadığını; değişen kentleşme sorunlarıyla birlikte güncellenen uzun ömürlü bir referansa dönüştüğünü gösterir.
Üçüncüsü, alanın sınırlarını genişletti. Keleş’in erken döneminde kentleşme, konut, gecekondu, belediyecilik ve planlama daha belirgin başlıklardı. Zaman içinde kent toprağı ve rant, yerinden yönetim ve yerel özerklik, çevre politikası, kent ve çevre hakları, kent hukuku, sürdürülebilirlik ve kentsel dönüşüm daha görünür hale geldi. Bu genişleme, birbirini izleyen farklı “kariyerler” değildir. Aynı temel sorunun yeni tarihsel koşullarda farklı yüzleridir: Kentleşmenin toplumsal maliyetleri ve yararları kimler arasında, hangi kurallarla, hangi kurumlar aracılığıyla ve hangi meşruiyet temeli üzerinde paylaşılacaktır?
Dördüncüsü, Keleş Türkçe kentbilim dilinin kuruluşuna doğrudan katkıda bulundu. 1980’de Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan Kentbilim Terimleri Sözlüğü, eski terimlerle birlikte Almanca, Fransızca ve İngilizce dizinler de içeren bir başvuru kitabıydı. Eserin sonraki baskılarla güncellenmesi, terminoloji meselesinin onun için yan uğraş olmadığını gösterir. Bilimsel alanın kurulması, yalnız araştırma yapmak değil, o alanın düşünme ve konuşma dilini de kurmak demektir.
Bu nedenlerle Keleş’in alan içindeki yeri, literatüre katkı sunmuş çok sayıdaki akademisyenden birinin yeriyle aynı değildir. O, Türkiye’de kentbilim, kentleşme politikası ve yerel yönetimler çalışmalarının kurucu kuşağı içinde; araştırma, ders kitabı, terminoloji, kurum, öğrenci yetiştirme ve kamusal tartışma boyutlarını onlarca yıl birbirine bağlayan başlıca bilim insanlarından biridir. Onu bu tarihte ikincil bir konuma yerleştirmek, hem kurumsallaşma sürecini hem de eserlerinin sürekliliğini eksik okumak olur.
Kentleşmeyi Bir Kamu Politikası Sorunu Olarak Düşünmek
Keleş’in düşüncesini birleştiren ilk büyük kavram kentleşme politikasıdır. Kentleşme onun çalışmalarında yalnız nüfusun kırdan kente hareketi, kent nüfusunun artışı ya da yerleşme alanlarının büyümesi değildir. Ekonomik gelişme biçimi, sanayileşme düzeyi, toprak ve konut piyasası, bölgesel eşitsizlikler, kamu yatırımları, yerel yönetimler ve toplumsal yapı birlikte değerlendirilmelidir. Kentleşme bu anlamda hem bir toplumsal süreç hem de sonuçları kamusal kararlarla biçimlenen bir politika alanıdır.
Bu yaklaşım, “kent kendiliğinden büyür; yönetim sonradan altyapı götürür” anlayışından ayrılır. Keleş için kentleşmenin yönü üzerinde karar vermemek de bir karardır. Yatırımların hangi bölgelere yöneldiği, ulaşım ağlarının nasıl kurulduğu, konutun hangi gelir grupları için üretildiği, imar haklarının nasıl dağıtıldığı, kent toprağındaki değer artışının kime kaldığı, belediyelerin hangi kaynaklara ve yetkilere sahip olduğu kentleşmenin toplumsal sonucunu belirler.
Kentleşme Politikası bu düşüncenin en kapsamlı taşıyıcılarından biridir. Eserin kökleri 1984’te yayımlanan Kentleşme ve Konut Politikasına uzanır; sonraki baskılarda Kentleşme Politikası adıyla genişleyen kitap, Türkiye’de kentleşme, konut, gecekondu, arsa spekülasyonu, imar, planlama ve çevre sorunlarını birlikte ele aldı. 2026’da yayımlanan 23’üncü gözden geçirilmiş baskının 648 sayfaya ulaşması, Keleş’in aynı kitabı değişmeden yeniden basmak yerine yeni kent sorunları ve politika tartışmalarıyla sürekli ilişkilendiren yaklaşımını gösterir.
Kentleşmenin kamu politikası olarak düşünülmesinin normatif bir yanı vardır. Keleş, politikanın yalnız “olanı yönetme” tekniği olmadığını kabul eder. Kamu yönetimi, planlama ve hukuk; yerleşme düzeninin toplum yararı, sosyal adalet, dengeli gelişme ve yaşam kalitesi doğrultusunda biçimlendirilmesi için sorumluluk taşır. Bu düşünce, onun erken dönem planlı kalkınma ortamından günümüzün kentsel dönüşüm ve rant tartışmalarına uzanan çalışmalarında biçim değiştirerek sürer.
Bu çizgi aynı zamanda Keleş’i mekanik bir devletçilik anlayışından ayıran bir noktaya götürür. Kamusal yönlendirme, onun geç dönem çalışmalarında yalnız merkezî yönetimin güçlü olması anlamına gelmez. Yerinden yönetim, yerel özerklik, katılım, kenttaşlık, hukuki denetim ve yerel demokrasi de kamusal yönetimin meşruiyet koşullarıdır. Böylece planlama ile demokrasi, kamu yararı ile hukuk, yerel özerklik ile toplumsal sorumluluk aynı düşünsel çerçevenin parçalarına dönüşür.
Konut, Gecekondu ve Toplumsal Değişme
Türkiye’nin 1950’lerden sonra hızlanan kırdan kente göçü, Keleş’in bilimsel yaşamının başlangıç koşullarından biridir. Konut açığı, gecekondulaşma, küçük belediyelerin yetersiz mali ve teknik kapasitesi, yeni kentlilerin barınma ve hizmet sorunları, dönemin sosyal bilimleri ve kamu yönetimi için yeni sorular doğurdu. Keleş, bu sorunları fiziksel düzensizlik ya da “çarpık görüntü” olarak açıklamakla yetinmedi.
Gecekondu onun yaklaşımında kır-kent geçişinin, gelir dağılımının, konut piyasasının, toprak rejiminin ve kamu politikasının kesiştiği bir olgudur. Bu nedenle gecekonduyu yalnız yasaya aykırı yapılaşma olarak görmek, sorunun toplumsal nedenlerini gizler. Kentte barınma imkânına erişemeyen düşük gelir gruplarının geliştirdiği çözüm biçimleri, konut üretim sisteminin ve kamu politikasının yetersizlikleriyle birlikte düşünülmelidir.
Keleş’in konut kooperatifleri üzerine 1960’larda yaptığı çalışmalar da aynı arayışın parçasıdır. Konutun yalnız piyasa malı olarak ele alınması, gelir seviyesi düşük kesimlerin barınma hakkını piyasa kapasitesine bırakır. Sosyal konut, kooperatifçilik, arsa üretimi ve kamu müdahalesi bu nedenle yalnız teknik konut politikası araçları değil, toplumsal bölüşüm sorununa verilen yanıtlardır.
100 Soruda Türkiye’de Kentleşme, Konut ve Gecekondu gibi farklı dönemlerde yeni baskıları yapılan eserler, Keleş’in bu alanı geniş okur kitlesine taşıyan yönünü de gösterir. Akademik araştırma ile kamusal bilgi arasında kurduğu ilişki burada belirgindir: kavramları basitleştirmeden açıklamak, fakat uzmanlık dilini gündelik tartışmaya kapalı bir alana dönüştürmemek.
Zaman içinde Türkiye’nin konut sorunu değişti. Gecekondunun ilk biçimleri dönüşürken toplu konut, büyük ölçekli inşaat, kentsel dönüşüm, değer artışı, mülkiyet el değiştirmeleri ve rant paylaşımı öne çıktı. Keleş’in çalışmalarının ağırlık merkezi de bu değişimi izledi. Böylece konut meselesi, erken dönemdeki barınma ve gecekondu sorusundan, ilerleyen yıllarda kentsel dönüşümün kimin yararına işlediği sorusuna kadar uzandı.
Planlama ve Kamu Yararı
Keleş düşüncesinin anahtar kavramlarından biri planlama, diğeri kamu yararıdır. Fakat bu iki kavramı birbirinden ayırarak okumak zordur. Planlama, onun çalışmalarında yalnız arazi kullanım kararlarını haritaya işleyen teknik faaliyet değildir; toplumun gelecekteki mekânsal düzenine ilişkin tercihleri, öncelikleri ve sınırları belirleyen kamusal bir karar sürecidir.
Bu yaklaşımın güçlü tarafı, mekânsal kararların tarafsız olmadığını açık hale getirmesidir. Bir yol güzergâhı, yeni bir imar hakkı, yoğunluk artışı, sanayi alanının yeri, kıyının kullanımı, koruma kararı ya da kentsel dönüşüm projesi farklı kesimler için farklı ekonomik ve toplumsal sonuçlar üretir. Planlama bu nedenle yalnız “en verimli teknik çözümü” bulma işi değil, çıkarlar arasındaki ilişkinin hukuk ve kamu yararı çerçevesinde düzenlenmesidir.
Kamu yararı kavramı Keleş’te kolay bir çoğunluk yararı formülüne indirgenmez. Planlama literatüründe bütün toplumu temsil eden tek ve değişmez bir kamu yararı bulunduğu fikrine yöneltilen eleştirilerin farkındadır. Buna rağmen kavramı terk etmez. Çünkü kamusal kararların yalnız güçlü aktörlerin talebine, mülkiyet sahiplerinin kazancına ya da kısa vadeli piyasa değerine indirgenmesine karşı normatif bir ölçüt gereklidir. Keleş’in çalışmalarında kamu yararı bu ölçütün adıdır; ancak hukukun üstünlüğü, sosyal devlet, eşitlik, katılım ve çevre değerleriyle birlikte anlam kazanır.
Bu noktada Keleş’in hukuk eğitiminin düşünsel etkisi belirginleşir. Kamu yararı, yalnız iyi niyetli yöneticinin takdirine bırakılamaz. İmar kararının dayanağı, plan hiyerarşisi, yargısal denetim, mülkiyet hakkının sınırları, kamulaştırma, değer artışlarının paylaşımı ve kenttaşların hak arama yolları önemlidir. Planlama, kamusal sorumluluğun kurumsal biçimlerinden biri; hukuk ise bu sorumluluğun keyfîliğe dönüşmesini önleyen çerçevedir.
Keleş’in geç dönem çalışmalarında planlamanın zayıflamasıyla rant üretimi arasındaki bağ daha sert bir eleştiri konusu haline gelir. Kentsel Rantlar, Planlama ve Kamu Yararı içinde dile getirdiği yaklaşım, mekânsal planların rant yaratma ve dağıtma baskısının aracı haline gelmesini hukuk devleti ve sosyal devlet ilkeleri bakımından sorgular. Burada planlama, yalnız geleceği düzenleme aracı değil, kamusal olarak yaratılan değerin özel kazanca dönüşmesini sınayan bir adalet meselesi haline gelir.
Kent Toprağı, Mülkiyet ve Rant
Kent toprağı, Keleş’in düşüncesinde soyut bir ekonomik girdi değildir. Toprak sınırlıdır; yeri değiştirilemez; kamu yatırımları, plan kararları ve çevresindeki toplumsal gelişmeler nedeniyle değeri önemli ölçüde kişisel emekten bağımsız biçimde artabilir. Bu özellikleri, kent toprağını sıradan bir maldan ayırır.
Keleş’in rant konusundaki temel sorusu, değerin nasıl doğduğundan çok bu değerin kime ait sayılacağı ve nasıl paylaşılacağıdır. Bir parselin değeri metro hattı, yol, park, kamu yatırımı ya da imar hakkı değişikliği nedeniyle artıyorsa, ortaya çıkan kazancın bütünü yalnız mülk sahibinin kişisel başarısı olarak görülemez. Toplumsal ve kamusal kararlarla yaratılan değer artışının bir bölümünün topluma geri dönmesi, Keleş’in uzun süredir savunduğu temel ilkelerden biridir.
Bu yaklaşım, özel mülkiyeti tümüyle reddetmekten farklıdır. Asıl mesele mülkiyet hakkının toplumsal işlevi ve sınırlarıdır. Kent toprağının kullanımında bireysel çıkar ile toplum yararı karşı karşıya geldiğinde, hukuk devleti içinde kamu yararının korunması gerekir. İmar hakları, yoğunluk artışları, kıyılar, tarihî çevre, tarım alanları ve doğal değerler bu nedenle yalnız mülk sahibinin tasarrufuna bırakılamaz.
1999 tarihli Kentsel Toprak Rantının Kamuya Kazandırılması çalışması ve 2022’de yayımlanan Kentsel Rantlar, Planlama ve Kamu Yararı ile Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta, bu düşünsel hattın uzun sürekliliğini gösterir. Kentleşme sürecinde toprak ve rantın ağırlığı arttıkça Keleş’in eleştirisi de daha doğrudan hale gelir. Kentsel dönüşüm, yalnız eski yapı stokunun yenilenmesi ya da deprem riskinin azaltılması değildir; mülkiyet ilişkilerini, yerinden edilme riskini, kamusal değerleri ve rantın bölüşümünü etkileyen siyasal-ekonomik bir süreçtir.
Keleş’in bu alandaki yaklaşımı, kent politikasının ekonomik boyutunu görünür kılar. Kentin biçimi yalnız mimarlık ya da planlama kararlarıyla açıklanamaz; sermaye birikimi, taşınmaz piyasası, siyasal kararlar ve kamu yatırımlarının değer üretme gücü de kent mekânını şekillendirir. Bununla birlikte Keleş, çözümü yalnız ekonomik analizde aramaz. Rantın kamusal denetimi için hukuk, planlama, vergi araçları, kamu yönetimi ve demokratik hesap verebilirlik birlikte gerekir.
Yerel Yönetimden Yerel Demokrasiye
Ruşen Keleş’in yerel yönetim çalışmaları, onun kentbilim içindeki ağırlığını belirleyen ikinci büyük eksendir. Belediye örgütü, görev paylaşımı, merkez-yerel ilişkileri ve mali kaynaklar üzerine erken dönem araştırmaları zaman içinde daha geniş bir siyasal soruya bağlandı: Yerel yönetim neden yalnız hizmet örgütü değil, demokrasinin temel kurumlarından biridir?
Keleş’e göre yerinden yönetim, kamu hizmetlerinin coğrafi olarak alt birimlere dağıtılmasından ibaret değildir. Yerel toplulukların kendilerini ilgilendiren karar süreçlerine katılabilmeleri, seçilmiş organlar aracılığıyla irade oluşturabilmeleri ve yerel iktidarı denetleyebilmeleri demokratik yaşamın parçasıdır. 2020’de yayımlanan “Yerel Demokrasiyi Merkeziyetçilik Virüsünden Arındırmak” başlıklı çalışmasında yerel yönetimleri hem kamu hizmeti sunan hem de yerel topluluk üyelerinin karar süreçlerinde rol almasına imkân veren kurumlar olarak tanımlar; bu iki işlevin onları demokrasinin vazgeçilmez kurumları haline getirdiğini vurgular.
Bu nedenle Keleş’in yerel özerklik savunusu idari rahatlık talebi değildir. Yetki ve kaynakların yerelleşmesi, kararların halka yakınlaşması ve yerel siyasal sorumluluğun güçlenmesi anlamına gelir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı üzerine çalışmaları ve Avrupa Konseyi’nin bağımsız uzmanlar grubunda yer alması, bu alanın uluslararası hukuk ve karşılaştırmalı yönetim boyutuyla da ilgilendiğini gösterir.
Ancak Keleş’in yerel yönetim yaklaşımı romantik bir “yerel olan her zaman demokratiktir” varsayımına dayanmaz. Yerel iktidarın ekonomik çıkar gruplarınca kuşatılması, belediye meclislerinde çıkar çatışmaları, kent toprağı ve imar kararlarının yerel rant mekanizmalarına dönüşmesi, katılım organlarının biçimsel kalması gibi risklere dikkat çeker. Yerel özerklik, hukuktan, saydamlıktan, hesap verebilirlikten ve toplum yararından bağımsız değildir.
Bu nokta onun düşüncesindeki önemli bir dengeyi gösterir. Bir tarafta merkeziyetçiliğin yerel iradeyi daraltmasına karşı çıkar; diğer tarafta yerel yönetimi kamu yararından azade bir iktidar alanı olarak görmez. Demokratik yerinden yönetim, hem merkez karşısında özerklik hem de kenttaş karşısında sorumluluk gerektirir. Keleş’in “yerel demokrasi” anlayışının kalıcı tarafı bu çift yönlü denetimdir.
Yerinden Yönetim ve Siyasetin 2021’de genişletilmiş 12’nci baskıya ulaşması, yerel yönetim çalışmalarının onun bilimsel üretimindeki sürekliliğini gösterir. Kitap, yerel yönetimleri tüzel, yönetsel ve siyasal boyutlarıyla birlikte inceler; merkez-yerel ilişkilerini, siyasal katılımı, yerel özerkliği ve küreselleşmenin etkilerini aynı çerçevede değerlendirir. Bu yaklaşım Türkiye’de yerel yönetim çalışmalarının salt mevzuat anlatısından siyasal ve toplumsal analize açılmasında önemli bir referans olmuştur.
Çevre Politikası ve Çevre Hakkı
Keleş’in çevre çalışmalarını kentleşmeden ayrı, sonradan eklenmiş ikinci bir akademik kariyer gibi görmek yanıltıcıdır. Çevre meselesi onun düşüncesinde, kentleşmenin toplumsal maliyetleri ve kamusal sorumluluk sorusunun genişlemesidir. Kent toprağının kullanımı, hava ve su kirliliği, kıyıların korunması, tarihî ve doğal çevre, hızlı büyüme, sanayileşme ve kaynak tüketimi aynı mekânsal düzenin parçalarıdır.
Fehmi Yavuz ile hazırladığı Çevre Sorunları ve daha sonra Can Hamamcı ile Aykut Çoban’ın katkılarıyla gelişen Çevre Politikası, çevreyi teknik kirlilik ölçümlerine indirmeyen bir yaklaşım ortaya koydu. Çevre sorunları ekonomik büyüme biçimleri, siyasal kararlar, yönetim kurumları, toplumsal eşitsizlikler ve ideolojilerle birlikte incelendi. Bu yaklaşım, “önce kalkınma, sonra çevre” anlayışının eleştirisini içerirken gelişmekte olan ülkelerin çevre politikalarının küresel eşitsizliklerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini de vurgular.
1994 tarihli “Kent ve Çevre Haklarının Korunması Üzerine Gözlemler” makalesi, çevre ile haklar arasındaki ilişkinin Keleş düşüncesinde ne kadar erken kurulduğunu gösterir. Burada çevre hakkını, kent hakkını ve kentsel değerlerin korunmasını yalnız ihlal gerçekleştikten sonra uygulanacak yaptırımlar üzerinden düşünmez; tehlike oluşmadan önce koruyucu mekanizmaların gerekliliğini tartışır. Kent ve çevre değerlerinin asıl sahibi olarak kentliyi, halkı ve toplumu öne çıkarır.
Keleş’in çevre yaklaşımının önemli taraflarından biri kuşaklar arası sorumluluktur. Kent ve çevre haklarının yalnız bugünün insanları için güvence altına alınmasının yeterli olmadığını; doğal ve kültürel değerlerin gelecek kuşaklar adına da korunması gerektiğini savunur. Böylece kamu yararı kavramı zamansal olarak genişler: yalnız bugün yaşayan çoğunluğun kısa vadeli yararı değil, geleceğin yaşam koşulları da kamusal kararın konusu olur.
Sonraki yıllarda sürdürülebilir kalkınma, iklim, koruma politikaları ve “yeşil” ekonomik dönüşüm tartışmaları bu çizgiye eklendi. 2023 tarihli çevre politikaları ve sürdürülebilir kalkınma yazısı, 2024’te Yusuf Erbay ve Kemal Görmez ile yayımladığı Yeşil Yeni Düzen ve yine 2024’te Mehmet Tunçer ile editörlüğünü yaptığı Kapadokya’da Çevre Koruma Politikaları: Yasal, Yönetsel ve Planlama Boyutları, Keleş’in çevre alanındaki üretiminin geç döneminde de sürdüğünü gösterir.
Kent Hakkı
“Kent hakkı” kavramı Keleş’in ilk dönem eserlerine geriye doğru zorla uygulanmamalıdır. 1960’lar ve 1970’lerdeki çalışmalarının ana kavramları kentleşme, planlama, konut, belediye, kamu yararı ve toplumsal değişmedir. Buna karşılık bu erken çalışmalarda bulunan birçok düşünsel unsur —kentin ortak yaşam alanı oluşu, kamu yararı, barınma, katılım, kentsel hizmetlere erişim ve planlama— daha sonra kent hakkı tartışmalarıyla kesişmiştir.
Keleş, 1994’teki “Kent ve Çevre Haklarının Korunması Üzerine Gözlemler” yazısında Henri Lefebvre’in kent hakkı kavramına ve Avrupa Konseyi’nin 1992 tarihli Avrupa Kentsel Şartı’na açık biçimde atıf yapar. Kent hakkını yalnız fiziksel olarak kentte bulunma hakkı değil; nitelikli konut, sağlıklı çevre, güvenlik, çalışma ve eğitim imkânları, kültür ve dinlenme olanakları, hareketlilik ve özellikle yerel topluluk üzerinde demokratik denetim ve yönetime katılım gibi haklarla ilişkilendirir.
Bu yaklaşım, Keleş’in daha eski yerel demokrasi ve kamu yararı çalışmalarını yeni bir haklar dili içinde birleştirir. Kentte yaşamak, yalnız belediye hizmetlerinin pasif alıcısı olmak değildir. Kenttaş, kentsel değerlerin sahibi, hakların öznesi ve aynı zamanda bunları koruma sorumluluğu taşıyan kişidir. Böylece “kent hakkı” onun düşüncesinde bireysel talep ile kamusal sorumluluğu karşı karşıya getirmek yerine birbirine bağlar.
Keleş’in kent hakkı anlayışını yalnız hak talebi olarak değil, kent yönetiminin niteliğiyle birlikte okumak gerekir. Hukukun üstünlüğü, yerel özerklik, katılım, hesap verebilirlik, sağlıklı çevre ve kültürel değerlerin korunması kent hakkının kurumsal koşullarıdır. Bu yönüyle kavram, onun uzun bilimsel hayatında yeni bir konuya geçişten çok, daha eski soruların 1990’lardan itibaren güçlenen haklar söylemi içinde yeniden kurulmasıdır.
Hukuk, Kent ve Kamusal Sorumluluk
Keleş’in kent ve çevre düşüncesi, hukukla sürekli temas halindedir. Hukuk Fakültesi öğrenimi bu ilgiyi desteklemiş olsa da, asıl belirleyici olan kentleşme sorunlarının hukuki niteliğidir. Plan kararı mülkiyet hakkını etkiler; belediye işlemleri idare hukukuna tabidir; çevre hakkı anayasal güvenceyle ilişkilidir; kıyı, orman, tarihî çevre ve doğal varlıkların korunması hukuki düzenleme gerektirir; kenttaşın yönetime katılımı ve hak arama yolları ancak kurumlarla işlerlik kazanır.
Kentsel Hukuk veya yalnız imar mevzuatı olarak daraltılabilecek bir yaklaşım yerine, Keleş ve Ayşegül Mengi’nin Kent Hukuku kitabı, kenti doğal ve yapay çevresi, yöneticileri ve kenttaşlarıyla birlikte ele alır. Bu yaklaşımda kent hukuku, kentte yaşayanların haklarını güvence altına alırken sorumluluklarını da tanımlar; kent yönetimlerini hukukun üstünlüğü, kamu ve toplum yararı, katılım, saydamlık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle bağlar.
Keleş’in “kente karşı suç” tartışmaları da hukuk ile etik-kamusal sorumluluk arasındaki ilişkiye örnektir. Her toplumsal olarak zararlı eylem ceza hukukunda suç olarak tanımlanmış olmayabilir; fakat kent ve çevre değerlerinin tahribi toplumun ortak değerlerine zarar verebilir. Keleş burada hukuki yaptırımın önemini kabul ederken kamu vicdanı, kenttaş bilinci ve örgütlü toplumun denetimini de vurgular.
Bu bakış, onun devlet anlayışının da ipuçlarını verir. Devlet ya da yerel yönetim kendi başına korunması gereken üstün bir amaç değildir; kamusal kurumların meşruiyeti toplumun ve ortak değerlerin korunmasıyla ilgilidir. Yönetim gücü bu nedenle hem yetki hem sorumluluktur. Keleş’in kent düşüncesinde kamu yararı, hukuk ve demokrasi arasındaki bağın temelinde bu anlayış vardır.
Türkiye’nin Değişen Kentleri Karşısında Ruşen Keleş
Keleş’in bilimsel yaşamı, Türkiye’nin kentleşme tarihinin olağanüstü hızlı dönüşümüyle neredeyse aynı zaman çizgisinde ilerledi. 1950’lerde kırdan kente göç, konut açığı ve gecekondu; 1960’larda planlı kalkınma ve bölgesel gelişme; 1970’lerde belediyecilik ve toplumsal hareketlilik; 1980 sonrasında piyasa merkezli dönüşüm, arsa ve rant; 1990’larda yerel özerklik, çevre ve haklar; 2000’lerde büyük ölçekli inşaat ve kentsel dönüşüm; 2010’lardan sonra büyükşehir sisteminin idari genişlemesi, iklim, afet riski ve sürdürülebilirlik gibi konular kent gündeminin ağırlık merkezlerini değiştirdi.
Keleş’in çalışmalarının önemi, bu değişimlerin her birine ayrı kitap eklemiş olmasından çok, kavramsal omurgasını koruyarak yeni sorunları çerçeveye dahil edebilmesidir. Erken dönemin “şehirleşme hareketleri” araştırması zamanla “kentleşme politikası”na, belediye incelemeleri “yerel demokrasi”ye, çevre sorunları “çevre hakkı”na, imar ve toprak çalışmaları “rant ve kamu yararı” tartışmasına, kent yönetimi ise “kent hukuku ve kent hakkı”na doğru genişledi.
Bu süreklilik, Keleş’in gençliğinde geliştirdiği her görüşü değişmeden koruduğu anlamına gelmez. Dünyadaki planlama anlayışlarının dönüşümünü, çevre hareketlerinin yükselişini, yerel özerklik tartışmalarını, küreselleşmeyi ve yeni kent politikalarını çalışmalarına dahil etti. Fakat bazı temel ölçütler değişmedi: kamusal yönlendirme gereği, planlama, toplum yararı, sosyal adalet, yerel demokratik katılım, hukukun üstünlüğü ve kent ile çevrenin ortak değer niteliği.
Bu nedenle Keleş’in düşüncesi, Türkiye’nin kentleşme tarihine paralel gelişen bir kavramsal kayıt niteliği de taşır. Kentleşme Politikası gibi çok baskılı eserlerde değişen bölümler, yeni kavramlar ve yeni sorunlar yalnız yazarın düşünsel gelişimini değil, Türkiye’nin kent sorunlarının dönüşümünü de izleme imkânı verir. Aynı kitabın onlarca yıl boyunca yeniden yazılması, bu bakımdan bir tür uzun dönemli bilimsel gözlem oluşturur.
Bir Kamusal Entelektüel Olarak Ruşen Keleş
Keleş’in akademik kimliği üniversite sınırlarında kalmadı. Meslek örgütleri, belediyeler, ulusal ve uluslararası kuruluşlar, konferanslar, gazeteler, dergiler ve kamuoyu tartışmaları onun bilimsel bilgisini kamusal alana taşıdığı başlıca kanallardır. Bu durum onu parti siyasetinin aktif bir aktörü yapmaz; aksine Keleş, akademik bağımsızlığını korumaya önem veren bir tutum sergiledi.
1971’de profesörlüğe yükseldiği dönemde İmar ve İskân Bakanlığı önerisini kabul etmediği, sonraki yıllarda da aktif siyasal görevlere ilişkin çeşitli tekliflere mesafeli kaldığı biyografik kaynaklarda aktarılır. Buna karşılık kamu politikası alanından geri çekilmedi. Yerel yönetim reformları, imar, kent toprağı, çevre, belediye meclisleri, kentsel dönüşüm ve merkeziyetçilik üzerine açık tutum aldı. Bu tercih, akademisyenlik ile kamusal sorumluluğu parti görevi üzerinden değil, bilgi üretimi ve eleştirel müdahale üzerinden birleştirdiğini gösterir.
Avrupa Konseyi’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesindeki bağımsız uzman grubunda görev alması, uluslararası yerel demokrasi çalışmalarındaki önemli rollerindendir. Türkiye Belediyeler Birliği ve çeşitli belediye araştırmalarıyla ilişkisi, yerel yönetim alanındaki kurumsal deneyimini besledi. Ankara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin ilk müdürlüğünü üstlenmesi de çevre alanındaki akademik kurumsallaşmanın bir parçasıdır.
Keleş’in kamusal entelektüel tutumunun belirgin özelliği, kent meselelerini güncel olayın dar sınırında bırakmamaktır. Bir imar kararı rant meselesine; rant kamu yararına; kamu yararı planlama ve hukuka; yerel karar ise demokrasi ve katılıma bağlanır. Böylece güncel tartışma, daha geniş bir kurumsal ve etik çerçeveye oturur.
2025’te “Çevre Hakkımız ve Çevreye Karşı Sorumluluklarımız” başlıklı konferans gibi etkinliklerde konuşmayı sürdürmesi ve 2026’da lisansüstü tez danışmanlığı yapması, onun kamusal ve akademik faaliyetinin ileri yaşlarında da devam ettiğini gösterir. Kapadokya Üniversitesi’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü kadrosunda yer almakta; fakülte kurulu ve fakülte yönetim kurulunda profesör temsilcisi olarak görev yapmakta, kent, çevre ve yerel yönetimler alanındaki lisansüstü çalışmaların danışmanlığını sürdürmektedir.
Hoca ve Akademik Kuşaklar
Ruşen Keleş’in bilimsel etkisini anlamanın yollarından biri, eserlerinin yanında insan yetiştirme sürekliliğine bakmaktır. Şehircilik Kürsüsü, Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimi bölümleri, kent ve çevre bilimleri programları ve farklı üniversitelerde verdiği dersler üzerinden çok sayıda öğrenciyle çalıştı. Bu öğrencilerin önemli bölümü Türkiye’de kentleşme, yerel yönetimler, çevre, planlama ve kamu yönetimi alanlarında öğretim üyesi, araştırmacı ve yönetici olarak görev aldı.
“Hocaların hocası” türü sıfatlar tek başına bilimsel kanıt değildir. Keleş’in akademik kuşaklar üzerindeki etkisini daha somut gösteren işaretler vardır. Kendi yetiştiği Şehircilik Kürsüsü’nün başkanlığını yürütmesi, Ernst Reuter İskân ve Şehircilik Araştırma ve Uygulama Merkezi’ni yönetmesi, Ankara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin ilk müdürü olması, lisans ve lisansüstü programlarda on yıllar boyunca ders vermesi ve 2020’li yıllarda hâlâ yüksek lisans tezleri yönetmesi bu etkinin kurumsal zeminidir.
2022’de İDEALKENT dergisinin “Ruşen Keleş ve Kentbilim” ağırlıklı geniş sayısında yayımlanan bibliyografi, akademik değerlendirmeler, öğrenciler ve meslektaşlarla söyleşiler, Keleş’in etkisinin tek bir okul ya da disiplinle sınırlı olmadığını gösteren toplu bir alımlanma belgesidir. Sayıda kent planlamasından yerel yönetime, kamu yararından kentsel ranta, afet riskinden kent hakkına kadar farklı başlıklarda çalışmaların Keleş’in birikimiyle ilişki kurması dikkat çekicidir.
Keleş’in hocalık anlayışına ilişkin tanıklıklarda çalışma disiplini, dil titizliği, öğrenciye saygı, bilimsel ölçülülük ve akademik özerklik sıkça vurgulanır. Bunlar kişisel övgü olarak değil, eserlerinin yapısıyla da karşılaştırılabildiği ölçüde anlamlıdır. Çok baskılı kitaplarını sürekli güncellemesi, terminoloji üzerinde ısrarla çalışması, farklı kuşaklardan ortak yazarlarla üretmesi ve ileri yaşlarında tez danışmanlığına devam etmesi, bilimsel faaliyeti tamamlanmış bir “miras” olarak değil, sürdürülen bir çalışma olarak gördüğünü düşündürür.
Dil ve Kentbilim Terminolojisine Katkısı
Keleş’in Türkiye’de kentbilime katkısının en özgün alanlarından biri bilim dilidir. Bir disiplinin yerleşmesi için yalnız araştırma kurumları ve ders programları değil, kavramların ortak ve anlaşılır bir dille ifade edilmesi gerekir. Kentleşme, yerleşme, yerinden yönetim, kenttaş, çevre hakkı, kentsel toprak, planlama ve benzeri kavramların Türkçe karşılıkları üzerindeki duyarlılığı bu nedenle bilimsel projesinin parçasıdır.
1980 tarihli Kentbilim Terimleri Sözlüğü, Türk Dil Kurumu tarafından yayımlandı. Eserde eski terimler ile Almanca, Fransızca ve İngilizce dizinlerin bulunması, yalnız sözcük listesi hazırlanmadığını; farklı dil geleneklerindeki şehircilik kavramları arasında Türkçe bir karşılık sistemi kurulmaya çalışıldığını gösterir. Kitabın 2020’de üçüncü baskıya ulaşması, terminoloji çalışmalarının güncellenerek sürdüğünü gösterir.
Keleş, 1970’lerin ikinci yarısı ile 1980’lerin başında Türk Dil Kurumu yönetiminde de görev aldı. Yazılarında tüzel, özdeksel, almaşık, gönenç, yazanak gibi günümüzde daha az kullanılan Türkçe sözcüklere yer vermesi, dil tercihinin tesadüf olmadığını gösterir. Bu sözcüklerin her biri yaygınlaşmış değildir; ancak Keleş’in tutumu, sosyal bilimlerin düşünce üretirken kendi Türkçe kavram olanaklarını geliştirmesi gerektiği inancıyla ilişkilidir.
Bu yönüyle Keleş yalnız “kent hakkında Türkçe yazan” bir bilim insanı değildir. Türkiye’de kentbilimin Türkçe kavram dünyasının sistemleştirilmesine doğrudan emek vermiştir. Bu katkı, kitaplarının sonraki kuşaklarca okunmasını da kolaylaştırdı. Dil tercihlerinin bugünkü okur için yer yer açıklama gerektirmesi, metinlerin tarihsel niteliğinin bir parçasıdır; editoryal olarak bu kelimeleri tümüyle güncellemek, yazarın bilim dili anlayışını silmek anlamına gelebilir.
Başlıca Eserleri ve Düşünsel Yerleri
Şehir ve Bölge Planlaması Bakımından Şehirleşme Hareketleri (1961)
Keleş’in erken dönem araştırmalarından olan eser, kentleşme hareketlerini şehir ve bölge planlaması bakımından ele alır. Türkiye’de kentleşmenin henüz bugünkü akademik terminolojiyle tartışılmadığı bir dönemde nüfus hareketleri ile mekânsal planlama arasındaki ilişkiyi araştırması bakımından önemlidir. Keleş’in sonraki çalışmalarında büyüyecek “toplumsal süreç + kamusal yönlendirme” ikilisinin erken örneklerinden biridir.
Kentbilim İlkeleri (ilk baskı 1970’ler)
Kentbilimin temel kavramlarını, kentleşme süreçlerini ve şehircilik sorunlarını sistematik biçimde bir araya getiren eser, alanın üniversite öğretimindeki temel metinlerinden biri oldu. Keleş’in disiplin kurucu niteliği en açık biçimde bu tür kitaplarda görülür: yalnız belirli bir sorunu araştırmak yerine, bir alanın temel kavramsal mimarisini kurmaya çalışır.
Kentbilim Terimleri Sözlüğü (1980; sonraki baskılar)
Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan ilk baskı, kentbilim alanında Türkçe terminoloji oluşturma çabasının önemli belgelerindendir. Eski terimler ve yabancı dil dizinleriyle birlikte hazırlanması, farklı şehircilik gelenekleri arasında kavramsal karşılaştırma imkânı verdi. 2020’de üçüncü baskıya ulaşan eser, Keleş’in dil çalışmalarının uzun sürekliliğini gösterir.
Kentleşme Politikası (1984’teki Kentleşme ve Konut Politikası çizgisinden; 23’üncü baskı, 2026)
Keleş’in en kapsamlı ve en uzun ömürlü başvuru eserlerinden biridir. Kentleşme, konut, gecekondu, arsa spekülasyonu, imar, planlama ve çevre sorunlarını nedenleri, politikaları ve yönetim araçlarıyla birlikte ele alır. Eserin onlarca baskı boyunca yenilenmesi, Türkiye’nin değişen kentleşme gündemini izleyen bir düşünsel süreklilik yaratmıştır. 2026 baskısının 23’üncü gözden geçirilmiş baskı olması, Keleş’in alan içindeki kalıcılığının somut göstergelerinden biridir.
Yerinden Yönetim ve Siyaset (genişletilmiş 12’nci baskı, 2021)
Yerel yönetimleri tüzel ve idari yapılardan ibaret görmeyip demokrasi, siyasal katılım, merkez-yerel ilişkileri ve yerel özerklik çerçevesinde ele alır. Keleş’in yerel yönetim alanındaki temel katkısının özünü taşır: belediyeyi hizmet sunan örgüt ile demokratik siyasal kurumun kesiştiği yerde düşünmek.
Çevre Politikası (Ruşen Keleş, Can Hamamcı ve Aykut Çoban; 8’inci baskı, 2016)
İlk baskılarında Çevrebilim başlığını taşıyan çizgi, çevre sorunlarını ekonomik, toplumsal, siyasal, yönetsel ve ideolojik ilişkiler içinde inceler. Çevrenin Keleş düşüncesine dışarıdan eklenen bir tema olmadığını; kentleşme ve kalkınma politikalarının doğal devamı olduğunu gösterir.
Kent Hukuku (Ruşen Keleş ve Ayşegül Mengi; 2’nci baskı, 2021)
Kent hukukunu yalnız imar mevzuatına indirgemeden kent mekânı, kenttaş hakları, çevre değerleri, yönetim sorumluluğu, yerel özerklik, katılım ve hukukun üstünlüğü çerçevesinde ele alır. Keleş düşüncesinde hukuk ile kent politikasının nasıl birleştiğini gösteren temel eserlerdendir.
Kentsel Rantlar, Planlama ve Kamu Yararı (2022)
Keleş’in yanı sıra planlama alanından farklı yazarların katkılarıyla oluşan eser, kent toprağındaki değer artışları, planlama ve kamu yararı arasındaki ilişkiyi tartışır. Keleş’in geç dönem kent eleştirisinde rantın neden merkezî bir sorun haline geldiğini anlamak açısından önemlidir.
Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta (Ruşen Keleş, Yusuf Erbay ve Kemal Görmez, 2022)
Kentsel dönüşüm politikalarını yalnız fiziksel yenileme değil, değer yaratma ve bölüşüm mekanizmaları üzerinden sorgular. Keleş’in erken dönem konut ve kent toprağı çalışmalarının 21’inci yüzyılın büyük ölçekli dönüşüm uygulamaları karşısındaki devamı olarak okunabilir.
Yeşil Yeni Düzen (Ruşen Keleş, Yusuf Erbay ve Kemal Görmez, 2024)
Çevresel kriz, ekonomik düzen ve yeşil dönüşüm tartışmalarını bir araya getirir. Keleş’in çevre politikasını güncel küresel ekonomik tartışmalarla ilişkilendirmeyi sürdürdüğünü gösterir.
Düşüncesinin Ana Kavramları
Kentleşme politikası
Kentleşmenin kendiliğinden işleyen demografik bir süreç olmaktan çıkarılıp kamu politikası, planlama, yatırım, konut, toprak ve bölgesel gelişme kararlarıyla yönlendirilmesi düşüncesidir. Keleş’in bilimsel üretiminin ana çatı kavramlarından biridir.
Kamu yararı
Kentsel kararların yalnız özel kazanç, mülkiyet değeri ya da kısa vadeli piyasa talebiyle belirlenmesine karşı kullanılan normatif ölçüttür. Keleş’te kamu yararı; hukuk devleti, sosyal devlet, eşitlik, planlama, çevre ve demokratik sorumluluk ilkeleriyle birlikte anlam kazanır.
Planlama
Salt teknik mekân düzenlemesi değil, toplumun gelecekteki yerleşme ve kaynak kullanımına ilişkin tercihlerini kurallı biçimde belirleme aracıdır. Planlamanın meşruiyeti kamu yararı, hukuk ve demokratik denetimle ilişkilidir.
Kent toprağı
Özel mülkiyet konusu olmakla birlikte toplumsal ve kamusal kararlarla değeri değişen sınırlı bir kaynaktır. Bu nedenle kullanımı ve değer artışları yalnız bireysel tasarruf konusu sayılamaz.
Rant
Keleş’te rant, yalnız iktisadi bir gelir kategorisi değil, kent politikasının kimden yana işlediğini gösteren bölüşüm ve siyaset sorunudur. Özellikle plan kararları ve kamu yatırımlarıyla oluşan değer artışlarının nasıl paylaşıldığı temel sorudur.
Yerinden yönetim
Kamu hizmetlerinin halka yakın birimlerce yürütülmesinin ötesinde siyasal katılım ve yerel özerklik ilkesidir. Merkezî yönetimin gücünü sınırlarken yerel yönetimlerin de kenttaşa karşı sorumluluğunu artırır.
Yerel demokrasi
Seçilmiş yerel organlar, katılım, hesap verebilirlik, saydamlık ve özerklik yoluyla kenttaşın kendi yaşam çevresini etkileyen kararlarda söz sahibi olmasıdır. Keleş, yerel demokrasiyi merkezî yönetimin zayıflığıyla değil, güçlü demokratik kurumlarla ilişkilendirir.
Çevre hakkı
Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkıyla birlikte çevre değerlerini koruma sorumluluğunu içerir. Keleş’in yaklaşımında çevre hakkı gelecek kuşakları da kapsayan bir kamusal sorumluluk alanıdır.
Kent hakkı
Kentte nitelikli konut, sağlıklı çevre, hizmetlere erişim, güvenlik, kültür, hareketlilik ve demokratik katılım gibi hakların bütünüdür. Keleş’in daha erken dönem kamu yararı, konut ve yerel demokrasi çalışmalarının haklar dili içinde genişlemiş ifadesidir.
Kenttaş
Kentte yalnız ikamet eden kişi değil, kentsel hakların öznesi ve ortak yaşam alanının korunmasından sorumlu yurttaştır. Keleş’in yerel demokrasi ve kent hakkı anlayışını birleştiren kavramlardan biridir.
Eleştirel Okuma: Güçlü Yanlar, Gerilimler ve Dönüşüm
Keleş’in düşüncesi, Türkiye’de planlı kalkınma ve güçlü kamu politikası fikrinin etkili olduğu bir tarihsel dönemde biçimlendi. Bu nedenle erken çalışmalarında planlama, kamu yönetimi ve rasyonel kamusal müdahale belirgin ağırlık taşır. 1980 sonrasında dünyada planlamaya, kapsamlı kamu müdahalesine ve “tek bir kamu yararı” fikrine yöneltilen eleştiriler, bu geleneği yeniden düşünmeye zorladı.
Keleş’in yaklaşımı bu eleştiriler karşısında kamu yararı ve planlamadan vazgeçmedi; fakat kavramları hukuk, katılım, yerel demokrasi ve çoğul çıkarların varlığıyla birlikte yeniden konumlandırdı. Bu, düşüncesindeki önemli dönüşümlerden biridir. Kamu yararı yönetici ya da plancının tek başına tanımladığı teknik doğru değil; demokratik ve hukuki kurumlar içinde korunması gereken toplumsal ölçüttür.
Yerinden yönetim konusunda da benzer bir gerilim vardır. Merkeziyetçiliğe karşı yerel özerkliği savunurken yerel yönetimleri kendiliğinden demokratik saymaz. Yerel elitlerin, ekonomik çıkar gruplarının ve taşınmaz rantının belediye kararlarını etkileyebileceğini vurgular. Bu nedenle onun yerel demokrasi anlayışı, merkezden yere yetki aktarmakla tamamlanmaz; yerelde hukuk, katılım ve kamusal denetim ister.
Çevre konusunda Keleş’in çizgisi de zaman içinde genişledi. İlk dönemlerde kentleşme ve kalkınmanın çevresel sonuçları daha belirgin iken, ilerleyen yıllarda çevre hakkı, kuşaklar arası sorumluluk, sürdürülebilirlik ve doğanın kendi değeri üzerine tartışmalar daha çok yer tuttu. 1994 tarihli çalışmasında insan merkezli ve çevre merkezli yaklaşımlar arasındaki tartışmayı açıkça ele alması, çevre düşüncesini basit bir “korumacılık” etiketine indirgemediğini gösterir.
Keleş’in Türkçe bilim dili tercihleri de iki yönlü değerlendirilebilir. Terminoloji üretme ve Türkçe karşılıkları sistemleştirme çabası disiplinin yerleşmesine önemli katkı yaptı. Buna karşılık bazı öz Türkçe sözcükler günümüz okuruna yabancı gelebilir ve yerleşikleşme düzeyleri aynı değildir. Bu durum, onun dil yaklaşımının başarısızlığından çok bilim dili üzerine bilinçli bir tercih yaptığını ve bu tercihin kendi tarihsel bağlamı içinde okunması gerektiğini gösterir.
Değerlendirme: Bir Düşünceyi Birleştiren Ana Hat
Ruşen Keleş’in yetmiş yıla yaklaşan bilimsel üretimini birleştiren kavramı tek sözcükle adlandırmak gerekirse kamu yararı güçlü bir adaydır; fakat tek başına yeterli değildir. Planlama onun kurumsal aracını, hukuk sınır ve güvencelerini, yerel demokrasi meşruiyetini, kent ve çevre hakları hak temelli dilini, kent toprağı ve rant ise düşüncenin maddi bölüşüm sınavını oluşturur.
Daha kapsayıcı bir ifadeyle Keleş’in düşüncesinin ana hattı kamusal sorumluluk altında demokratik ve planlı kentleşme düşüncesidir. Kent, onun eserlerinde kendiliğinden piyasa ilişkilerine bırakılabilecek bir taşınmazlar toplamı değildir. Toprak, konut, kamusal alan, doğal çevre, tarihî değerler ve altyapı; insanların ortak yaşam koşullarını oluşturur. Bunların geleceği özel çıkarların, kısa dönemli siyasal kararların ya da yalnız teknik uzmanlığın konusu sayılamaz.
Bu düşünsel sistem içinde kamu yararı normatif ölçüttür: karar kimin yararına veriliyor? Planlama kamusal araçtır: ortak geleceğe ilişkin tercihler nasıl düzenleniyor? Hukuk sınır ve güvencedir: iktidarın ve mülkiyetin yetkisi nerede duruyor? Yerel demokrasi siyasal meşruiyet koşuludur: kenttaş karar sürecine nasıl katılıyor? Kent ve çevre hakları hak temelli dildir: ortak yaşamın korunması birey açısından ne ifade ediyor? Rant bölüşüm sınavıdır: toplumun ve kamunun yarattığı değer kimde kalıyor? Çevresel sorumluluk zaman ufkunu genişletir: bugünkü kararlar gelecek kuşakların yaşam imkânlarını nasıl etkiliyor?
Bu çerçeve, Keleş’in niçin kentleşmeden yerel yönetime, konuttan çevreye, hukuktan dile kadar çok sayıda alanda üretim yaptığını da açıklar. Konular dağınık değildir; aynı kamusal yaşam sorusunun farklı düzeyleridir.
Ruşen Keleş’in Türkiye kentbilimindeki yerini belirlerken “önemli bir akademisyen” gibi genel bir niteleme eksik kalır. Bilim tarihi bakımından daha doğru tanım şudur: Keleş, Türkiye’de kentleşme ve yerel yönetim çalışmalarının kurumsallaştığı kurucu dönemin içinden gelen; bu birikimi kentleşme politikası, çevre, kent hukuku, yerel demokrasi ve kent hakkı alanlarına genişleten; Türkçe kavram dilini sistemleştiren ve temel eserlerini yaklaşık yedi onyıl boyunca yeni kuşaklara taşıyan merkezî bir kentbilimci ve kamu politikası düşünürüdür.
Bu konum, onu alandaki diğer kurucu ve güçlü isimlerle karşı karşıya getirmeyi gerektirmez. Ernst Reuter, Fehmi Yavuz, Cevat Geray, İlhan Tekeli, Mübeccel Kıray ve sonraki kuşakların katkıları Türkiye’nin kent düşüncesini çoğul bir alan haline getirmiştir. Keleş’in ağırlığı, bu çoğulluk içinde kurucu kuşak ile bugünü bağlayan sürekliliğin, temel başvuru eserlerinin ve kamu yararı merkezli kent politikası çizgisinin başlıca taşıyıcılarından biri olmasındadır.
Mirası
Eser mirası
Keleş’in mirasının ilk düzeyi, farklı dönemlerde yayımlanıp çok sayıda baskıyla güncellenen temel eserlerdir. Kentleşme Politikası, Yerinden Yönetim ve Siyaset, Kentbilim Terimleri Sözlüğü, Çevre Politikası ve Kent Hukuku gibi kitaplar yalnız belirli tarihlerde yazılmış monografiler değil, alanın öğretim ve başvuru altyapısının parçalarıdır. 2026’da Kentleşme Politikasının 23’üncü baskıya ulaşması bu sürekliliğin güçlü göstergesidir.
Kavram mirası
Keleş’in ikinci mirası bir düşünme düzenidir. Kentleşme politikası, kamu yararı, planlama, kent toprağı, rant, yerinden yönetim, yerel demokrasi, çevre hakkı ve kent hakkını aynı kamusal sorumluluk ekseninde birleştirmesi, Türkiye’de kent sorunlarının yalnız fiziki yapılaşma üzerinden okunmasına karşı güçlü bir çerçeve oluşturur.
Dil mirası
Kentbilim Terimleri Sözlüğü ve Türkçe bilim dili konusundaki ısrarı, onun bilimsel mirasının ayrı bir boyutudur. Bir alanın kavramlarını Türkçede karşılayabilmek, araştırmanın ve öğretimin toplumla ilişki kurmasının temel koşullarından biridir. Keleş’in dil duyarlılığı bu bakımdan kentbilimin kurumsallaşmasına eşlik eden bir kültürel faaliyettir.
İnsan ve kurum mirası
Siyasal Bilgiler Fakültesi, Şehircilik Kürsüsü, Ernst Reuter Merkezi, Ankara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi ve farklı üniversitelerdeki öğretim faaliyetleri üzerinden yetişen kuşaklar, onun etkisini kitapların dışına taşır. 2026 itibarıyla Kapadokya Üniversitesi’nde lisansüstü tez danışmanlığı yürütmesi, bu insan yetiştirme çizgisinin hâlâ devam ettiğini gösterir.
Kamusal miras
Keleş’in belki de en geniş mirası, Türkiye’de kente ilişkin soruları sorma biçimidir. Bir imar değişikliğinin yalnız yapı yoğunluğunu değil kamu yararını; bir kentsel dönüşüm projesinin yalnız yeni binaları değil rantın paylaşımını; bir belediye reformunun yalnız teşkilat şemasını değil yerel demokrasiyi; bir çevre sorununun yalnız kirlilik düzeyini değil gelecek kuşakların hakkını ilgilendirdiğini hatırlatan düşünme biçimi, onun akademik üretiminin güncel kalmasını sağlar.
Seçilmiş Eserler
- Keleş, Ruşen. Şehir ve Bölge Planlaması Bakımından Şehirleşme Hareketleri (1961).
- Keleş, Ruşen. Türkiye’de Şehirleşme Hareketleri: 1927–1960 (1962).
- Keleş, Ruşen & Orhan Türkay. Köylü Gözü ile Türk Köylerinde İktisadi ve Toplumsal Değişme (1962).
- Keleş, Ruşen & Cevat Geray. Türk Belediye Başkanları (1958–1964) (1964).
- Keleş, Ruşen. Kooperatifçilik İlkeleri ve Sosyal Konut Politikası Açısından Türkiye’de Konut Kooperatifleri (1967).
- Keleş, Ruşen & Cevat Geray. Küçük Belediyelerin Sorunları (1969).
- Keleş, Ruşen. Şehirciliğin Kuramsal Temelleri (1972).
- Keleş, Ruşen, Fehmi Yavuz & Cevat Geray. Şehircilik: Sorunlar, Uygulama ve Politika (1973).
- Keleş, Ruşen. Kentbilim İlkeleri.
- Keleş, Ruşen. Kentbilim Terimleri Sözlüğü (1980; 3’üncü baskı 2020).
- Keleş, Ruşen. Kentleşme Politikası (23’üncü gözden geçirilmiş baskı, 2026).
- Keleş, Ruşen. Yerinden Yönetim ve Siyaset (genişletilmiş 12’nci baskı, 2021).
- Keleş, Ruşen, Can Hamamcı & Aykut Çoban. Çevre Politikası (8’inci baskı, 2016).
- Keleş, Ruşen & Ayşegül Mengi. Kent Hukuku (2’nci baskı, 2021).
- Keleş, Ruşen, Cevat Geray, Cahit Emre & Ayşegül Mengi. Kentsel Toprak Rantının Kamuya Kazandırılması (1999).
- Keleş, Ruşen, Yusuf Erbay & Kemal Görmez. Türkiye’de ve Avrupa’da Yerel Temsil ve Katılım (2020).
- Keleş, Ruşen, Yusuf Erbay & Kemal Görmez. Kentsel Dönüşümden Kentsel Ranta (2022).
- Keleş, Ruşen ve diğerleri. Kentsel Rantlar, Planlama ve Kamu Yararı (2022).
- Keleş, Ruşen, Yusuf Erbay & Kemal Görmez. Yeşil Yeni Düzen (2024).
- Keleş, Ruşen & Mehmet Tunçer (Ed.). Kapadokya’da Çevre Koruma Politikaları: Yasal, Yönetsel ve Planlama Boyutları (2024).
Ödüller, Onurlar ve Kurumsal Görevler
Ruşen Keleş’in kurumsal yaşamındaki görevler, yalnız unvan listesi olarak değil, bilimsel alanın kuruluşuyla ilişkisi içinde önem taşır.
- Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Şehircilik Kürsüsü’nde asistanlıktan profesörlüğe uzanan akademik görevler yürüttü; kürsü başkanlığı yaptı.
- 1971’de Siyasal Bilgiler Fakültesi dekanı oldu ve 1970’lerin ilk yarısında bu görevi yürüttü.[^dekanlik]
- Ernst Reuter İskân ve Şehircilik Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin müdürlüğünü yaptı.
- Ankara Üniversitesi Çevre Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin ilk müdürlüğünü üstlendi.
- Türk Dil Kurumu yönetiminde görev yaptı.
- Avrupa Konseyi’nin Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı çerçevesindeki bağımsız uzmanlar grubunda yer aldı.
- Birleşmiş Milletler Türk Derneği’nde başkanlık görevi yürüttü.
- 1993’te Abdi İpekçi Özel Barış Ödülü’ne değer görüldü; Japonya tarafından bir devlet nişanıyla onurlandırıldı.
- 2015 Mülkiye Büyük Ödülü kendisine verildi.
- 2020’li yıllarda Kapadokya Üniversitesi’nde Şehir ve Bölge Planlama Bölümü kadrosunda öğretim, lisansüstü danışmanlık ve fakülte kurullarındaki görevlerini sürdürdü.
Disiplinler:
- Sosyal Bilimler
- Kamu Yönetimi
- Siyaset Bilimi
- Kentbilim
- Kentleşme
- Yerel Yönetimler
- Kent Sosyolojisi
- Şehir ve Bölge Planlama
- Çevre Politikaları
- Hukuk
İlgili Maddeler:
- Kent
- Kentleşme
- Kentleşme Politikası
- Kentbilim
- Planlama
- Kamu Yararı
- Yerel Yönetim
- Yerinden Yönetim
- Yerel Demokrasi
- Kent Hakkı
- Çevre Hakkı
- Kent Toprağı
- Rant
- Konut
- Gecekondu

