Ankara’nın kışını bilmeyenler için “soğuk” kelimesi çoğu zaman nazik bir abartı gibi gelebilir. Oysa başkent, dağlık bir coğrafyada kurulu; kış aylarında ayazı kimi günler Sibirya’yı aratmayacak kadar sertleşebiliyor. Bu nedenle Ankara Rus Müziği Müzesi, kış döneminde etkinlik düzenlemekten genellikle kaçınıyor: tarihi konser salonunu ısıtmak neredeyse imkânsız; iki buçuk asırlık taş bina, soğuğu adeta içeride tutuyor.
250 yıllık taş duvarlar ayazı içeri aldı; bir piyanist ve bir dinleyici topluluğu, müziğin ısrarıyla salonda kaldı. Ama bazı akşamlar “kaçınmak” bir seçenek olmuyor.
Çünkü Ankara’ya yalnızca birkaç günlüğüne, repertuvarının kalbine Sergey Rahmaninov’u yerleştirmiş, uluslararası yarışmalarda ödüller kazanmış piyanist Erkan Çimenciler geldi. Üstelik bana göre Dünya'da Rahmaninov’un son derece zor eserlerini gerçekten sahnede taşıyabilecek müzisyen sayısının az olduğunu düşündüğümden bu buluşma, takvimdeki sıradan bir konser değil; kaçırılmaması gereken bir fırsattı.
“Kısaltalım mı?” sorusu — “Uzadı” cevabı
Salonun içi o kadar soğuktu ki, organizatörler konserin bir buçuk saatlik programını kısaltmayı ciddi ciddi tartıştı. Bu, akla yatkın bir önlemdi: belli bir noktadan sonra beden, müziği değil sadece üşümeyi dinlemeye başlar.
Fakat akşam, beklenenin tersine aktı. Program kısalmak bir yana, neredeyse iki buçuk saate uzadı. Müziğin ritmi, soğuğun disiplinini kırdı; “hadi bitirelim” duygusunun yerini, “devam etsin” ısrarı aldı.
Çimenciler sahneye, sağlığını riske atacak kadar hafif bir konser smokiniyle çıktı. O kıyafetin şıklığı, salonun gerçekliğiyle çarpışıyordu. Yine de konser boyunca sahnede kaldı; programı aynı kıyafetle baştan sona tamamladı. İzleyicilerin bu tavrı “kahramanca” diye okuması boşuna değildi.
Rahmaninov’a bir kapı: belgesel, anlatı, yakınlık
Rahmaninov, Türkiye’de geniş bir dinleyici kitlesinin gündelik repertuvarında yer almıyor. Eserleri duygusal yoğunluğuyla insanı hızla yakalasa da hem dinleyici hem icracı için yüksek eşikli bir dünya. Bu yüzden konserden önce izleyicilere büyük besteci hakkında Türkçe bir belgesel film gösterildi. Ardından Çimenciler, her eser öncesinde ayrıntılı ve canlı kişisel açıklamalar yaptı. Kuru bir biyografi anlatmadı; müziğin içinden konuştu.
Komsomolskaya Pravda’ya verdiği röportajda, Rahmaninov’un kendisi için bir dönüm noktası olduğunu söyledi: “Rahmaninov sayesinde piyanist oldum.” Viyana ve Berlin’de ücretsiz eğitim teklifleri aldığını, ancak Moskova’yı ve bugün hâlâ öğrenim gördüğü Moskova Konservatuvarı’nı seçtiğini anlattı. Bu tercihin nedeni sadece eğitim değildi; bestecinin kendisiyle ve yaşadığı-ürettiği mekânlarla kurduğu neredeyse “kutsal” bağdı.
Türkiye’deyken Rahmaninov’un İkinci Konçertosu’nu çalıştığını, o dönem piyanist olduğunu düşündüğünü; fakat şimdi asıl çalışmanın yeni başladığını fark ettiğini de ekledi. Rahmaninov’un yanı sıra Skrjabin’e duyduğu ilgiyi de saklamadı: Rus müziğinin “karmaşık ve dâhiyane” zenginliği onu cezbediyordu.
Bu tür sözler, salondaki mesafeyi azaltır. Üşüyen bedenler bile bir anlığına “içeriye”—müziğin merkezine—çekilir.
Eserler, alkışlar ve ayazın ortasında çay
Programda Rahmaninov’un 1. ve 2. Piyano Konçertolarından bölümler, Do diyez minör Prelüd ve başka eserler vardı. Çimenciler, bu repertuvarın hem teknik ağırlığını hem de duygusal dalgasını ustalıkla taşıdı. Alkış uzundu; o alkışın içinde yalnız memnuniyet değil, şaşkınlık da seziliyordu.
Dinleyiciler konser boyunca montları ve bereleriyle oturdu. Organizatörler sıralar arasında sıcak çay dağıttı. Yine de soğuk, “ikramla geçecek” bir soğuk değildi. Bir izleyici, “O kadar üşüdüm ki ayaklarımı hissetmez oldum,” diye itiraf etti; ardından ekledi: “Konser inanılmazdı, hayatımda böyle bir şey hiç duymamıştım. Bazı anlarda nedenini ben de anlayamadım ama bu müzik beni ağlamak üzere getirdi.”
Rahmaninov’un paradoksu biraz da burada: karmaşık bir yapının içinde, insanı hiç hesapta yokken yerinden oynatan bir duygu akımı.
Kimse dağılmadı: bisler, fotoğraflar, “Terledim!”
Ankara’nın dondurucu soğuğu, beklenenin aksine izleyicileri evlerine dağıtmadı. Piyanist iki kez bis için sahneye çağrıldı. Konserin ardından da kimse aceleyle çıkmak istemedi; izleyiciler, onunla fotoğraf çektirmeden salondan ayrılmak istemedi.
Çimenciler’e endişeyle “Üşümediniz mi?” diye sorulduğunda, neşeyle kısa bir cevap verdi: “Terledim!” Ardından buz kesmiş elleri, kendi sıcak avuçlarının içine aldı ve sıktı. Büyük müzik bazen büyük cümleler istemez; bir avuç ısı, yeterince şey anlatır.
Bir akşamın ötesi
Bu konser, yalnızca “soğukta gerçekleşen bir etkinlik” olarak hatırlanmayacak. Çünkü o akşam, Ankara kışının çıplak gerçeğiyle müziğin inatçı gücü aynı anda görünür oldu. Rahmaninov’un müziği, taş duvarlardan daha kalın bir şey buldu dinleyicinin kalma iradesini.
Konser, Rusya–Türkiye Dostluk Derneği ve Erol Uğurlu Türk-Rus Dostluk Evi’nin desteğiyle gerçekleştirildi.




