A. Aydın Baykara
Yaşamı ve Eğitimi
Abdullah Aydın Baykara, 1954 yılında Ankara’da doğdu. Sanat yaşamında A. Aydın Baykara adını kullandı. Üniversite öğrenimini Ege Üniversitesi Kimya Fakültesi’nde tamamladı ve 1980’de kimyager olarak mezun oldu.
Resim eğitimi farklı bir çizgide gelişti. Özel atölyelerde çalıştı; ressam Asım Yücesoy ile uzun yıllar birlikte resim yaptı. Güzel sanatlar akademisinden mezun olmayan Baykara’nın sanatçı kimliği, atölye çalışması, eser üretimi, sergiler ve sanat çevreleri içinde uzun zamana yayılan bir deneyimle biçimlendi.
Baykara’nın sergi yaşamı gençlik yıllarında başladı. 1972 ve 1973 İzmir Enternasyonal Fuarı karma resim sergilerine katıldı. Sonraki yıllarda Ankara, İzmir, İstanbul, Antalya, Kayseri, Gaziantep ve Bodrum gibi kentlerde sergiler açtı; 2000’li yıllarla birlikte yurtdışındaki sergi ve yarışmalarda da yer aldı.
Bu uzun zaman aralığı, sanatının tek bir dönemin eğilimine bağlı kalmadan gelişmesine olanak verdi. Baykara’nın 1970’li yıllarda başlayan sergi deneyimi ile 2010’lu ve 2020’li yıllardaki üretimi arasında malzeme, konu ve yüzey bakımından süreklilikler kadar değişimler de bulunur. Doğa ve suyla ilişkili motifler kalıcıdır; bunların resim yüzeyinde ele alınış biçimi giderek daha serbest hale gelir.
Resimle Kurulan Yol
Baykara’nın ressamlığı, diploma merkezli bir sanat eğitiminin değil, uzun süreli çalışma alışkanlığının ürünüdür. Asım Yücesoy ile yıllara yayılan çalışma, bu öğrenme sürecinin en belirgin halkasıdır. Sanat pratiğini özel atölye ortamında geliştirdi; resim bilgisi, eser üretimiyle birlikte ilerledi.
Atölye, onun için yalnız teknik öğrenilen bir yer değildi. Resim yapmanın sürekliliği, yapılan işi yeniden görme, malzemeyi sınama ve aynı konuya başka bir yüzeyde dönme alışkanlığı burada önem kazandı. Baykara’nın ilerleyen yıllarda aynı motifleri farklı tekniklerle tekrar ele alması da bu çalışma biçiminin devamı olarak okunabilir.
Resimlerinde model karşısında bire bir betimleme yerine hayal gücünden hareket etmeyi tercih etti. Bu tercih, doğayla bağını zayıflatmadı. Aksine doğa, onun görsel dünyasının temel malzemesi olarak kaldı; ancak gördüğü nesne resme geçerken değişti. Bir kıyı görünümü sadeleşti, ağaç çizgiye dönüştü, balık renk alanlarının arasında yeniden biçimlendi, bir tekne gerçek bir manzaranın öğesi olmaktan çıkıp kompozisyonun renk ve yön dengesini kuran bir biçim haline geldi.
Bu nedenle Baykara’nın resminde “hayal” gerçekliğin karşıtı değildir. Hayal, görülen dünyanın yeniden düzenlenme biçimidir. Sanatçı, doğayı ayrıntılarıyla kopyalamak yerine ondan aklında kalan renk, yön, hareket ve biçimleri kullanır. Görsel bellek ile doğa gözlemi, özellikle suluboyalarında birbirinden ayrılması güç iki kaynağa dönüşür.
Sanatsal Yaklaşımı
Baykara’nın sanat anlayışını en açık biçimde kendi resimleri ve suluboyaya ilişkin sözleri anlatır. 2011’de Gaziantep’te açtığı 24’üncü kişisel sergide, peyzaj ve manzara resimleri yaptığını belirterek “doğadaki özgürlüğü ve şeffaflığı resimlerimde yansıtmaya çalışıyorum” demişti.
Bu iki sözcük —özgürlük ve şeffaflık— özellikle suluboyalarında somut bir karşılık bulur. Suluboya, boyanın suyla birlikte kâğıt üzerinde yayılmasına izin verir; renkler birbirine yaklaşır, bazı sınırlar çözülür, bazı alanlar beyaz kâğıdın açıklığıyla bırakılır. Baykara bu hareketi bütünüyle bastırmaz. Akışın oluşturduğu izi korur, ardından gerektiği yerde çizgi ve daha yoğun renklerle biçimi belirginleştirir.
Resimlerindeki serbestlik, biçimsizlik anlamına gelmez. En gevşek boya alanlarında bile kompozisyonu taşıyan yönler vardır. Koyu bir çizgi, yatay bir kıyı şeridi, bir balığın gövdesi, ağacın dikey hareketi ya da teknenin küçük renk lekesi yüzeyde denge kurar. Boyanın kendi hareketi ile ressamın müdahalesi birlikte çalışır.
Baykara’nın resimlerinde doğa çoğu zaman başlangıç noktasıdır; resmin kendisi ise o doğanın yeniden kuruluşudur. Bu tavır, onu salt gözlemci bir peyzaj ressamı olmaktan uzaklaştırır. Aynı ölçüde, görüntüyü bütünüyle terk eden bir soyut ressam olarak tanımlamayı da güçleştirir. Tanınabilir biçim ile serbest renk alanı arasındaki gerilim, resimlerinin önemli bölümünde korunur.
Suluboya: Resmin Merkezindeki Teknik
Baykara’nın üretiminde suluboya, kullandığı tekniklerden biri olmanın ötesinde, kişisel resim dilinin en açık biçimde izlenebildiği alandır. Kişisel sergilerinde suluboyaya geniş yer verdi; 2012’de Mustafa Ayaz Müzesi Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde doğrudan suluboya çalışmalarına ayrılmış bir sergi açtı. Uluslararası yarışmalarda seçilen birçok eseri de suluboyaydı.
Suluboyada kâğıdın beyazlığı resmin etkin öğelerinden biridir. Baykara kimi bölgelerde boyayı yoğunlaştırırken kimi yerlerde yüzeyi açık bırakır. Böylece resim, her noktasının aynı ağırlıkta işlendiği kapalı bir yüzey olmaktan çıkar. Açıklıklar, suyun ve havanın hissedildiği görsel boşluklara dönüşür.
Renk lekeleri genişlediğinde biçimler gevşer. Buna karşılık çizgi, kaybolan nesneyi yeniden kurar. Baykara’nın balıklarında, ağaçlarında ve teknelerinde bu ilişki belirgindir. Kontur her zaman nesneyi bütünüyle çevrelemez; yer yer kesilir, renk alanına karışır, sonra başka bir noktada yeniden ortaya çıkar.
Balıklar (2012), bu çalışma biçiminin güçlü örneklerindendir. Kâğıt üzerine suluboya olan eserde balıklar açıkça tanınır; ancak içinde yüzdükleri alan gerçekçi bir sualtı mekânı değildir. Mavi, kırmızı, kahverengi ve gri lekeler farklı yoğunluklarda yayılır. Balıkların gövdeleri kimi yerde koyu çizgilerle belirlenir, kimi yerde çevredeki renkle birleşir. Figürün korunması ile yüzeyin serbestleşmesi aynı resimde gerçekleşir.
Denizaltı (2012) ve Köpek Balığından Kaçış (Escape from Shark) (2012) sualtı temasını başka düzenlemelerle sürdürür. Suyun resmin konusu olması, suluboyanın kendi maddi davranışıyla doğal bir yakınlık kurar. Akış, dağılma ve saydamlık, yalnız teknik özellik olarak kalmaz; resmedilen dünyanın görsel karşılığına dönüşür.
Deniz Kıyısında Tekne – 2 (Boat at the Sea Shore – 2) (2013) ise Baykara’nın daha okunaklı peyzaj düzenlerinden biridir. Ön plandaki koyu ağaçlar ve kıvrımlı dallar, açık renkli gökyüzü ve deniz yüzeyine karşı güçlü bir çizgisel yapı kurar. Kıyıdaki küçük tekne, geniş manzara içinde yoğun bir renk odağıdır. Burada soyutlama, nesneleri ortadan kaldırmaz; ayrıntıyı azaltır ve renk ile çizginin ağırlığını artırır.
Soyut Peyzaj 6 (Abstract Landscape 6) (2013), bu ilişkinin diğer ucuna yaklaşır. Manzaranın yatay kuruluşu ve ağaç kümelerini çağrıştıran biçimler korunurken kırmızı, mavi, sarı, yeşil ve koyu renk alanları yüzeyin önüne geçer. Biçimlerin sınırları kesin değildir; renk, nesneyi tarif etmekten çok kendi mekânını kurmaya başlar. Resim yine peyzajla bağını koparmaz, fakat peyzaj artık belirli bir yerin tasviri olmaktan çıkar.
Bu örnekler, Baykara’nın suluboyayı yalnız hafif, saydam ve hızlı bir teknik olarak kullanmadığını ortaya koyar. Rengin birikmesi, akması, karşıt renklerin yan yana gelmesi, koyu çizgilerin açık alanları bölmesi ve kâğıdın yer yer görünür kalması onun resminde yapısal kararlardır.
Yağlıboya ve Karışık Teknik Arayışları
Baykara suluboyanın yanında yağlıboya, akrilik ve karışık teknik (mixed media) çalışmalar da üretmiştir. Özellikle kâğıt ve Bristol karton üzerinde farklı malzemeleri bir araya getirdiği resimler, teknik sınırları katı biçimde ayırmadığını gösterir.
2000’li ve 2010’lu yıllardaki bazı çalışmalarında yağlıboyayı alışılmış kalın, örtücü yüzey anlayışından uzaklaştırarak daha akışkan biçimde kullandı. Sanatçı, bazı eser açıklamalarında boyayla “çok sulu bir aşamada” çalıştığını ve karton üzerinde suluboya ile yağlıboyayı birlikte kullandığını ifade etti. 2016 tarihli Sailboats bu denemelerden biridir; suluboya ve yağlıboya karton üzerinde aynı yüzeyde buluşur.
Bu tür çalışmalar, Baykara’nın tekniği bir kimlik etiketi olarak değil, resimde aradığı sonuca göre kullandığını düşündürür. Suluboyanın saydamlığına alışmış bir ressam olarak, başka malzemelerde de akışkanlık, geçirgenlik ve yüzey hareketi arar. Yağlıboyanın daha yoğun ve örtücü yapısı bu arayışta başka olanaklar sunar.
Zümrüt Geçidi (2015) ve Turkuaz Sığınak (2024), Bristol kâğıt üzerine karışık teknik örnekleridir. İki eser arasında dokuz yıl bulunmasına rağmen kâğıt yüzeye ve birleşik tekniklere ilginin sürdüğü görülür. Baykara’nın geç dönem üretimi, suluboyadaki temel duyarlılığını terk etmek yerine farklı malzemelerle genişletir.
Ebruyu Çağrıştıran Yüzeyler
Baykara’nın kimi çalışmalarında renklerin dağılımı, damarlaşması ve organik sınırlar oluşturması ebruyu çağrıştıran yüzey etkileri meydana getirir. Bu benzerliği teknik bir özdeşlik olarak görmek yanıltıcı olur.
Geleneksel ebru, özel hazırlanmış su yüzeyinde boyaların düzenlenmesi ve ardından kâğıda aktarılmasıyla oluşan ayrı bir sanat alanıdır. Baykara ise suluboya, yağlıboya ve karışık teknikler içinde akışkan boyanın davranışından yararlanır. Ortaklık, yöntemin aynılığında değil, ortaya çıkan bazı görsel etkilerde bulunur.
Bu ayrım Baykara’nın resmini doğru okumak açısından önemlidir. Onu “ebru ressamı” olarak sınıflandırmak yerine, resim yüzeyinde akışkan boyanın rastlantıya açık özelliklerinden yararlanan bir ressam olarak değerlendirmek daha isabetlidir. Boyanın hareketi bütünüyle önceden belirlenmez; fakat sonuç da rastlantıya terk edilmez. Sanatçı, oluşan renk alanlarını çizgi, koyu leke ve kompozisyon müdahaleleriyle düzenler.
Böylece yüzey, bir görüntünün üzerine uygulandığı pasif zemin olmaktan çıkar. Boyanın yayılması, sınırların kırılması, renklerin birbirine sızması ve bazı bölgelerde yoğunlaşması resmin asıl olaylarından biri haline gelir.
Hayal, Doğa ve Görsel Bellek
Baykara’nın “model yerine hayal gücü” tercihi, resimlerini anlamanın anahtarlarından biridir. Onun doğası tamamen düşsel değildir; tanıdık kıyılar, tekneler, ağaçlar, balıklar ve çiçeklerden oluşur. Fakat bu öğeler, gözün önündeki dünyanın değişmez parçaları gibi resmedilmez.
Görsel bellekte bazı ayrıntılar silinir, bazıları büyür. Uzak bir kıyının coğrafi doğruluğu önemini kaybedebilir; renk dengesi ve yatay hareket öne çıkabilir. Bir teknenin yapısal ayrıntıları azalırken kırmızı ya da koyu bir leke olarak kompozisyonun merkezine yerleşebilir. Balığın anatomik gerçekliği basitleşirken gövde üzerindeki çizgiler resmin ritmini güçlendirebilir.
Bu çalışma biçimi Baykara’ya, figüratif resim (figurative painting) ile soyutlama arasında geniş bir hareket alanı sağlar. Motif resimde kalır; fakat resmin tek amacı motifin doğru betimi değildir. Renk ve yüzey kendi başlarına önem kazanır.
Peyzajlarında da benzer bir durum vardır. Bazı resimler belirli bir kıyı ya da yerleşimi açıkça hatırlatırken, bazıları birkaç yatay çizgi, ağaç kümesi ve renk alanıyla manzara duygusunu korur. Bu noktada “yer” giderek bellekteki bir manzaraya dönüşür.
Baykara’nın resminde doğa bu nedenle durağan bir dekor değildir. Sanatçının tekrar tekrar dönüp yeniden düzenlediği temel görsel alandır.
Renk, Leke, Çizgi ve Doku
Baykara’nın resimlerini birbirine bağlayan en güçlü öğelerden biri renktir. Renk kimi zaman doğadaki karşılığına yaklaşır, kimi zaman ondan belirgin biçimde ayrılır. Özellikle suluboyalarda doygun kırmızılar, turkuazlar, maviler, sarılar ve koyu nötrler birbirine karşı kullanılır.
Rengin görevi yalnız nesneleri ayırmak değildir. Birçok resimde kompozisyonun hareketini renk belirler. Geniş bir mavi alan gözün yönünü açarken, küçük kırmızı bir tekne odağı sıkıştırabilir. Balık resimlerinde sıcak ve soğuk renkler gövdeleri öne çıkarır; peyzajlarda ise farklı renk alanları derinlik izlenimini perspektiften daha fazla taşıyabilir.
Leke, Baykara’nın suluboyasında çizginin karşıtı değil ortağıdır. Leke biçimi gevşetir, çizgi yeniden toparlar. Bu iki öğenin birbirini sırayla güçlendirmesi, yapıtların önemli bölümünde ritim yaratır.
Çizgi özellikle ağaç dallarında, balık gövdelerinde, kıyı parçalarında ve mimari ayrıntılarda belirginleşir. Koyu ve hızlı çizgiler, açık suluboya alanlarının içinde görsel direnç noktaları oluşturur. Çizginin sertliği ile boyanın yayılganlığı arasındaki karşıtlık, yüzeyde hareket duygusunu artırır.
Doku ise çoğu zaman fırçanın doğrudan izinden çok, boyanın kâğıt üzerindeki davranışından doğar. Suyun çekildiği kenarlarda oluşan yoğunlaşmalar, birbirine yürüyen renkler, açık bırakılan alanlar ve üst üste gelen lekeler yüzeye canlılık verir. Baykara bu dokuyu her yerde eşit hale getirmez; resmin bazı bölgeleri yoğun, bazıları sessiz kalır.
Temalar ve Motifler
Baykara’nın uzun süreli üretiminde deniz, kıyı, tekneler, balıklar, çiçekler, ağaçlar ve peyzaj tekrar eden başlıca motiflerdir. Bu tekrar, belirli bir konunun seri biçiminde çoğaltılmasından çok, aynı görsel sorulara yeniden dönülmesi anlamına gelir.
Deniz ve kıyı, geniş yatay alanlar kurmaya elverişlidir. Su yüzeyi, suluboyanın saydam renk geçişleriyle uyum sağlar. Tekne, bu geniş alan içinde küçük ama belirleyici bir biçim olarak kullanılır.
Balık motifi daha hareketli bir yapıya sahiptir. Gövdenin kıvrımı, yüzgeçler ve yön değiştiren konturlar çizgisel enerji yaratır. Balıklar bir yandan tanınabilir figürler olarak kalırken diğer yandan renk lekelerinin arasında parçalanabilir. Baykara’nın figür ile soyutlama arasında kurduğu ilişkinin en açık örneklerinden bazıları bu resimlerdir.
Çiçeklerde renk, botanik ayrıntının önüne geçer. Bitkinin türünü doğru tanımlamak yerine rengin yoğunluğu, kompozisyon içindeki dağılımı ve çevresindeki boşluk önem kazanır.
Peyzaj ise bütün bu motifleri bir arada taşıyabilen geniş çerçevedir. Baykara’nın peyzajları belirli bir üslup formülüne kapanmaz. Bazıları açık biçimde kıyı ve ağaç düzeni taşır; bazıları renk alanlarına doğru çözülür. Bu değişkenlik, doğayı tek bir resim şemasına bağlamadığını gösteren temel özelliklerden biridir.
Figürasyon ile Soyutlama Arasında
Baykara’nın resminde “figüratif” ve “soyut” iki ayrı dönem gibi işlemez. İki yaklaşım aynı eser içinde yan yana bulunabilir.
Balıklar gibi çalışmalarda figür tanınabilir durumdadır, fakat çevresindeki alan soyut renk hareketlerine açılır. Soyut Peyzaj 6 gibi yapıtlarda ise manzara duygusu hâlâ vardır; buna rağmen renk alanları nesnelerin önüne geçer. Deniz Kıyısında Tekne – 2 daha belirgin bir yer duygusuna sahiptir, fakat çizgi ve leke yine doğal görünümü dönüştürür.
Bu resimler Baykara’yı tek bir akım adıyla tanımlamayı gereksiz kılar. Eserlerinde izlenimci duyarlığı, dışavurumcu renk serbestliğini ya da lirik soyutlamayı hatırlatan öğeler bulunabilir; ancak bunlar onun sanatını açıklamak için tek başına yeterli değildir.
Daha doğru olan, sanatçının görüntüyü bütünüyle terk etmeden biçimi serbestleştirdiğini söylemektir. Nesne, resmin başlangıç noktasıdır; renk, çizgi ve leke ise o nesnenin ne kadar tanınabilir kalacağına her eserde yeniden karar verir.
Sergiler ve Uluslararası Dolaşım
Baykara’nın sergi geçmişi yarım yüzyılı aşan bir zaman dilimine yayılır. 1972 ve 1973 İzmir Enternasyonal Fuarı sergilerinden sonra Türkiye’nin farklı kentlerinde kişisel ve karma sergilere katıldı. 2004’te İzmir NORM Sanat Galerisi’nde; 2005’te Kayseri Sabancı Kültür Merkezi, Antalya Müzesi ve Bodrum Jazz Now Sanat Galerisi’nde; 2007’de Türk-Amerikan Derneği Emin Hekimgil Sanat Galerisi’nde; 2008’de Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi’nde kişisel sergiler açtı.
2011’de Gaziantep Sanko Sanat Galerisi’ndeki sergisi 24’üncü kişisel sergisiydi ve kırk suluboya ile dört yağlıboya eser içeriyordu. 2012’de Ankara’da Mustafa Ayaz Müzesi Devlet Güzel Sanatlar Galerisi’nde suluboya sergisi gerçekleştirdi. 2018’de Londra’daki Babel Art House–RC Art Gallery’de kişisel sergi açtı; aynı yıl Paris’te Galerie Da Vinci Art ve Tokyo’da Design Festa Gallery’de kâğıt işleri sergilerine katıldı.
2023’te BRHD Tuğrul Velidedeoğlu Sanat Galerisi’nde Farklı İşler başlıklı kişisel sergisini açtı. Aynı yıl Cumhuriyet’in 100’üncü yılı için düzenlenen çeşitli karma sergilerde yer aldı.
Ağustos 2026 itibarıyla kişisel sergi sayısı 26’ya, karma sergi sayısı 136’ya ulaşmıştı; karma sergilerin on biri yurtdışındaydı. Bu rakamlar Baykara’nın sanat tarihindeki yerini tek başına belirlemez. Daha anlamlı olan, üretimini uzun yıllar boyunca sergi ortamında sınamayı sürdürmesi ve aynı dönemde suluboya, karışık teknik ve farklı yüzey arayışlarını devam ettirmesidir.
Uluslararası yarışmalarda da özellikle 2011–2015 arasında yoğun biçimde yer aldı. 2013’te İngiliz Kraliyet Suluboya Derneği’nin Çağdaş Suluboya Yarışması’nda (RWS Contemporary Watercolour Competition) finalist oldu. Aynı yıl Richeson Sanat Okulu’nun Manzara, Deniz Manzarası ve Mimari Yarışması’nda finale kaldı. Upstream People Gallery’nin jürili yarışmalarında uluslararası özel tanınma dereceleri aldı. 2014’te Museum of Russian Art (MORA) ile ilişkili Uluslararası Sanat Festivali yarışmasında finalist oldu.
Bu sonuçları tek bir “uluslararası ödül” başlığı altında toplamak doğru değildir. Baykara’nın farklı yıllarda finalistlik, onur derecesi ve özel tanınma gibi ayrı statüler elde ettiği görülür. Bu ayrım korunduğunda, yurtdışı dolaşımının gerçek boyutu daha açık hale gelir.
Baykara, Amerikan Suluboya Derneği’nde ortak üyelik (associate membership) statüsünde yer aldı. Suluboya üzerinden kurduğu bu ilişkiler, onun resim pratiğinin Türkiye’deki sergi çevresiyle sınırlı kalmadığı ikinci bir çalışma alanı oluşturdu.
Ankara Sanat Çevresi ve BRHD
Baykara’nın sanat yaşamının önemli bir bölümü Ankara’da gelişti. Kentte özel galeriler, kamuya ait sergi salonları, sanatçı dernekleri ve kültür kurumları uzun süre birbirini tamamlayan bir sergi ağı oluşturdu. Baykara bu ortamda hem kişisel sergiler açtı hem de ortak sergilere katıldı.
Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği (BRHD) ile ilişkisi bu sürekliliğin kurumsal ayağıdır. Derneğin sergilerinde yer aldı; 2021–2023 döneminde Denetim Kurulu üyeliği yaptı. BRHD çevresi, farklı kuşaklardan ressamların aynı sergi ortamında buluştuğu ve Ankara’daki ortak sanat hayatının sürdürüldüğü alanlardan biri oldu.
Baykara’nın bu yapı içindeki varlığı, ressamlığını kurum görevine indirgemez. Asıl merkez yine üretimidir. Dernek çalışmaları, atölyede yapılan resmin ortak bir kültürel çevrede dolaşıma girdiği alanlardan biridir.
Sanatın Dijital Dolaşımına Katkısı: TurkishPaintings.com
Baykara 2002’de TurkishPaintings.com adlı internet girişimini kurdu. Amaç, Türk ressamlarını ve eserlerini internet üzerinden daha geniş bir izleyiciye ulaştırmaktı.
2000’lerin başında sanatçıların kişisel internet siteleri, çevrimiçi portföyler ve dijital sanat platformları Türkiye’de bugünkü kadar yaygın değildi. TurkishPaintings.com bu dönemde bir ressamın yalnız kendi görünürlüğünü değil, başka sanatçıların eser dolaşımını da düşünmesi bakımından anlamlıdır.
Girişim zamanla fiziksel sergi etkinliklerine de açıldı. 2006’da Ankara Büyükşehir Belediyesi Zafer Çarşısı Güzel Sanatlar Galerisi’nde Turkish Paintings Com adıyla otuz sanatçının katıldığı karma sergi düzenlendi. 2010 ANKART Ankara Sanat Buluşması’nda oluşum bir sanat galerisi olarak yer aldı; Teymur Ağalioğlu, Ece Akar, E. Cihat Aydoğan, M. Menekşe Cömert, Süleyman Karakul, Ayla Kayıran, Kayhan Selek ve Emel Yalın gibi sanatçılar Baykara ile aynı oluşum içinde temsil edildi.
Bu çalışma Baykara’nın resim sanatındaki yerinin yerine geçmez; onun sanat çevresiyle kurduğu ilişkinin başka bir yönünü tamamlar. Ressam, eser üreten kişi olarak kalırken, sanatçıların bir araya gelmesi ve eserlerin dolaşıma girmesi için de alan oluşturdu.
2002 gibi erken bir tarihte kurulması ve daha sonra fiziksel sergi etkinlikleriyle genişlemesi, TurkishPaintings.com’u Türkiye’de sanatçı merkezli dijital dolaşım girişimlerinin erken örnekleri arasına yerleştirir.
Kitaplar, Yayınlar ve Koleksiyonlar
Baykara’nın eserleri sergi salonlarının dışında kitap ve süreli yayın kapaklarında da kullanıldı. Iğdır’da Bir Kadın Cerrah ile 1939 New York Dünya Fuarı ve Türkler adlı kitapların kapaklarında resimleri yer aldı. ODTÜ’nün 50’nci kuruluş yılı dolayısıyla yayımlanan Psikolojik Sağlığımızı Nasıl Koruruz? çalışmasında da bir resmi kapak görseli olarak kullanıldı.
Turkish Journal of Hematology dergisinin 2007 tarihli bir sayısının kapağında Baykara’nın bir eseri yayımlandı. İki çalışması International Contemporary Masters 2010 kataloğuna alındı.
Eserleri Bilkent Üniversitesi Hamiye Çolakoğlu Müzesi, Çorum Müzesi ve Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi koleksiyonlarına da girdi. Bu dolaşım, Baykara’nın resimlerinin kişisel sergilerden kitap kapağına, süreli yayına, katalog ve müze koleksiyonlarına uzanan farklı mecralarda karşılık bulduğunu ortaya koyar.
Çağdaş Türk Resmi İçindeki Yeri
A. Aydın Baykara’nın çağdaş Türk resmi içindeki yerini belirlerken onu büyük bir akımın kenarına yerleştirmek ya da başka sanatçıların ölçüsüyle tanımlamak açıklayıcı değildir. Baykara’nın yeri, kendi resimlerinin sürekliliği ve bu resimlerde geliştirdiği somut görsel kararlar üzerinden okunmalıdır.
Bu yerin merkezinde suluboya vardır. Baykara suluboyayı hazırlık eskizi ya da yardımcı teknik düzeyinde bırakmadı; kişisel sergilerinin, uluslararası seçkilerinin ve uzun süreli üretiminin ana araçlarından biri haline getirdi. Kâğıdın beyazlığı, suyun taşıdığı pigment, rengin sınırdan taşması ve çizginin dağılmış biçimi yeniden toplaması onun suluboyasında tekrar eden yapısal özelliklerdir.
İkinci ayırt edici alan, figür ile soyutlama arasındaki dengenin korunmasıdır. Baykara’nın balığı balık, teknesi tekne, ağacı ağaç olarak tanınabilir; fakat hiçbirinin resimdeki işlevi yalnız nesneyi temsil etmek değildir. Biçimler renk alanlarının, çizgilerin ve yüzey hareketinin parçası olur. Bu tutum, doğayı bütünüyle terk etmeden resmin kendi gerçekliğine alan açar.
Üçüncü özellik, doğanın bellekte yeniden kurulmasıdır. Baykara’nın manzarası çoğu kez topografik doğruluk aramaz. Bir kıyının, teknenin ya da ağacın resimdeki karşılığı, dış dünyadaki ayrıntısından çok sanatçının seçtiği görsel ağırlıklarla belirlenir. Bu yüzden eserlerinde doğa ile hayal karşı karşıya gelmez; hayal, doğanın yeniden düzenlenme biçimi olur.
Dördüncü alan, malzemeye karşı açık tutumudur. Suluboyadaki akışkanlığı yağlıboya ve karışık teknik çalışmalarında da araştırması, karton ve Bristol kâğıt gibi yüzeylerde farklı boyaları bir araya getirmesi, tekniği sabit bir reçeteye dönüştürmediğini gösterir. Ebruyu çağrıştıran yüzeylerin önemi de burada bulunur: geleneksel bir ebru tekniğini taklit etmekten çok, akışkan boyanın ürettiği organik oluşumları resmin içine alır.
Baykara’nın çağdaş Türk resmi içindeki konumu, güzel sanatlar akademisi dışından gelmesi nedeniyle de ayrı bir çizgi taşır; fakat bu durum onun resmini açıklayan temel sıfat değildir. Asıl belirleyici olan, akademi diploması olmadan özel atölye kültürü ve uzun süreli üretim içinde kendi görsel dilini kurabilmiş olmasıdır. Asım Yücesoy ile çalışması bu oluşumun temel dayanaklarından biridir; sonraki aşamada resim, kendi deneyleri ve tekrar tekrar döndüğü konular üzerinden kişiselleşir.
Ankara sanat çevresi ve BRHD içindeki varlığı, bu bireysel pratiğin topluluk içindeki karşılığını oluşturur. Baykara, atölyeye kapanmış bir ressam olarak kalmadı; karma sergiler, dernek faaliyetleri ve ortak sanat etkinlikleri içinde üretimini dolaşıma soktu. Bu durum, onun sanatını “kurumsal” kılmaz; resim ile sanat ortamı arasındaki bağı görünür kılar.
Yurtdışı yarışma ve sergileri de aynı çerçevede değerlendirilmelidir. Royal Watercolour Society yarışmasındaki finalistlik ya da farklı jürili seçkilerde aldığı dereceler, Baykara’yı kendiliğinden “uluslararası üne sahip” bir sanatçıya dönüştürmez. Buna karşılık, özellikle suluboya çalışmalarının Türkiye dışındaki jürili ortamlarda tekrar tekrar seçilmesi, geliştirdiği tekniğin farklı izleyici ve değerlendirme çevrelerinde karşılık bulduğunu gösteren somut bir olgudur.
TurkishPaintings.com ise Baykara’nın çağdaş sanat ortamındaki yerini resim dışı bir boyutla tamamlar. 21’inci yüzyılın başında internetin sanatçılar açısından yeni bir dolaşım alanına dönüşmesini erken fark eden bir ressam olarak, kendi eserlerinin yanı sıra başka sanatçıların da görünürlüğü için çalıştı. Bu faaliyet, onun ressamlığının önüne geçirilmemelidir; fakat sanatçı ile sanat ortamı arasındaki ilişkinin nasıl düşündüğünü anlamak bakımından önemlidir.
Baykara’nın çağdaş Türk resmi içindeki yeri, yarım yüzyılı aşan üretim sürekliliği içinde geliştirdiği kendine has resim dili üzerinden belirginleşir. Suluboyayı üretiminin merkezinde tutarken doğayı doğrudan betimlemek yerine bellekte ve hayal gücünde yeniden kurar; figüratif biçimleri renk, leke ve akışkan yüzey içinde serbestleştirir. Balık, tekne, kıyı, ağaç ve peyzaj gibi tanınabilir motifler resimde varlığını korur, ancak giderek renk ve çizginin kurduğu bağımsız bir görsel düzene dönüşür.
Baykara’nın üslubunu ayırt eden temel özellik, suluboyanın akışkan ve rastlantıya açık doğası ile ressamın çizgisel müdahalesi arasında kurduğu dengedir. Boyanın suyla birlikte yayılmasına alan açarken biçimi bütünüyle kaybetmez; koyu çizgiler, konturlar ve yoğun renk lekeleriyle yüzeyi yeniden kurar. Bu nedenle resimleri ne yalnız doğa betimlemesine ne de bütünüyle soyut bir yüzey anlayışına indirgenebilir. Baykara, görüntünün tanınabilirliği ile boyanın özgürlüğü arasında kendi resimsel alanını oluşturur.
Doğaya tekrar tekrar dönmesi de bu üslubun sürekliliğini sağlar. Aynı motifler farklı dönemlerde başka renk ilişkileri, yüzey etkileri ve soyutlama dereceleriyle yeniden ortaya çıkar. Ebruyu çağrıştıran akışkan yüzeyler, güçlü renk karşıtlıkları, leke ile çizginin birlikte kullanılması ve görsel belleğin doğrudan gözlemin önüne geçtiği kompozisyonlar, onun resimlerinin tanınabilir özellikleri arasındadır.
Bu yönleriyle A. Aydın Baykara, çağdaş Türk resminde özellikle suluboya alanında kendi görsel dilini uzun yıllar boyunca geliştirmiş ve sürdürebilmiş bir ressam olarak anılmaktadır. Onun resmini tanımlayan şey başka sanatçılara benzerliği ya da belirli bir akıma bağlılığı değil; suyun, rengin, çizginin ve hatırlanan doğanın aynı yüzeyde kurduğu kendine has dengedir.
Seçilmiş Kişisel Sergiler
- 2004 — NORM Sanat Galerisi, İzmir.
- 2005 — Erciyes Sanat Etkinliği, Sabancı Kültür Merkezi, Kayseri.
- 2005 — Antalya Müzesi, Antalya.
- 2005 — Jazz Now Sanat Galerisi, Bodrum.
- 2007 — Türk-Amerikan Derneği Emin Hekimgil Sanat Galerisi, Ankara.
- 2008 — T.C. Ziraat Bankası Tünel Sanat Galerisi, İstanbul.
- 2010 — Nar Art Gallery, Ankara.
- 2011 — 24’üncü Kişisel Resim Sergisi, Sanko Sanat Galerisi, Gaziantep.
- 2012 — Kişisel Suluboya Resim Sergisi, Mustafa Ayaz Müzesi Devlet Güzel Sanatlar Galerisi, Ankara.
- 2023 — Farklı İşler, BRHD Tuğrul Velidedeoğlu Sanat Galerisi, Ankara.
Seçilmiş Karma ve Uluslararası Sergiler
- 1972 — İzmir Enternasyonal Fuarı Karma Resim Sergisi, İzmir.
- 1973 — İzmir Enternasyonal Fuarı Karma Resim Sergisi, İzmir.
- 2004 — 1’inci Uluslararası Çeşme “Sanat Yoluyla Barış” Resim Festivali.
- 2004 — 1’inci Fethiye–Ölüdeniz Kültür ve Sanat Festivali.
- 2011 — Ben Navaee Gallery Yarışma Sergisi, Toronto.
- 2014 — International Art Festival yarışma sergisi, Highline Loft Gallery, Chelsea, New York.
- 2018 — Exhiport Kâğıt İşler Sergisi, Galerie Da Vinci Art, Paris.
- 2018 — Kâğıt İşler “50”, Design Festa Gallery, Tokyo.
- 2018 — Babel Art House–RC Art Gallery, Londra.
- 2023 — Cumhuriyet’in 100’üncü yılı kapsamında çeşitli karma sergiler, Ankara.
Seçilmiş Ödül ve Dereceler
- 2011 — 11th Art Inter/National Exhibition, Box Heart Gallery, Pittsburgh — finalist.
- 2012 — Animals Art Exhibition, Light Space & Time, ABD — özel tanınma (special recognition).
- 2012 — 4th Artavita Art Competition, ABD — onur derecesi (honorable mention).
- 2012 — International Art Festival Competition, Museum of Russian Art (MORA), ABD — onur derecesi.
- 2013 — Landscape, Seascape & Architectural Competition, Richeson Art School, ABD — finalist.
- 2013 — RWS Contemporary Watercolour Competition, Royal Watercolour Society, İngiltere — finalist.
- 2013 — International Abstract Art Competition, Upstream People Gallery, ABD — uluslararası özel tanınma.
- 2013 — All Media Juried Art Competition, Upstream People Gallery, ABD — iki uluslararası özel tanınma.
- 2014 — International Art Festival Art Competition, Museum of Russian Art (MORA), ABD — finalist.
- 2014 — 4th International Botanical Art Competition, Light Space & Time, ABD — onur derecesi ve özel tanınma.
- 2015 — Exposition of Small-Sized Artwork WWW International, Upstream People Gallery, ABD — iki uluslararası özel tanınma.
- 2015 — 5th Annual International Animals Art Competition, Light Space & Time, ABD — özel tanınma.
Seçilmiş Eserler
- Coastal Village, 2002, kâğıt üzerine suluboya.
- Purple Flowers, 2010, kâğıt üzerine suluboya.
- Sail Boats, 2011, kâğıt üzerine suluboya.
- Balıklar (Fishes), 2012, kâğıt üzerine suluboya, 50 × 65 cm.
- Denizaltı, 2012, kâğıt üzerine suluboya, 50 × 70 cm.
- Köpek Balığından Kaçış (Escape from Shark), 2012, kâğıt üzerine suluboya.
- Deniz Kıyısında Tekne – 2 (Boat at the Sea Shore – 2), 2013, kâğıt üzerine suluboya.
- Soyut Peyzaj 6 (Abstract Landscape 6), 2013, kâğıt üzerine suluboya.
- Zümrüt Geçidi, 2015, Bristol kâğıt üzerine karışık teknik, 25 × 40 cm.
- Sailboats, 2016, karton üzerine suluboya ve yağlıboya.
- Turkuaz Sığınak, 2024, Bristol kâğıt üzerine karışık teknik, 25 × 40 cm.
Eserlerinin Bulunduğu Kurum ve Koleksiyonlardan Seçmeler
- Bilkent Üniversitesi Hamiye Çolakoğlu Müzesi — iki eser.
- Çorum Müzesi — beş eser.
- Kapadokya Sanat ve Tarih Müzesi — bir eser.
İlgili Maddeler
Suluboya, Yağlıboya, Karışık Teknik, Peyzaj, Soyutlama, Figüratif Resim, Renk, Leke, Doku, Ebru, Çağdaş Türk Resmi, Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği.




