Nuri Abaç, Türk resim tarihinde Anadolu’nun sözlü kültürünü, gündelik hayat ritüellerini ve kolektif hafızasını modern resmin imkânlarıyla yeniden kurmayı başaran özgün bir anlatıcıdır. Onun sanatı, ne bütünüyle akademik bir realizme yaslanır ne de saf bir naifliğe teslim olur; bu iki alan arasında, bilinçli bir kurgu ve güçlü bir gözlemle örülmüş, kendine özgü bir görsel evren yaratır. Abaç’ın resimleri, bakıldığında ilk anda “tanıdık” hissi uyandırır; ancak bu tanıdıklık, yüzeysel bir folklorik tekrar değil, derin bir kültürel belleğin çağdaş bir kompozisyonla yeniden sahnelenmesidir.
Sanatçının resimleri, Anadolu insanının gündelik yaşamını, masalsı bir zaman duygusu içinde ele alır. Kahvehaneler, düğünler, panayırlar, sokaklar, hayvanlar ve insanlar; gerçekçi oranlardan bilinçli biçimde saparak, sembolik bir düzene yerleştirilir. Bu sapma, resmin anlatı gücünü artıran temel unsurlardan biridir. Abaç’ta perspektif, akademik bir zorunluluk değil; anlatının ihtiyacına göre esneyen bir araçtır.
Nuri Abaç’ın sanatçı kimliği, klasik akademik eğitimle sınırlı bir çerçevede oluşmamış; gözlem, okuma, seyahat ve yaşam pratiğiyle biçimlenmiştir. Bu durum, onun resmine hem özgürlük hem de güçlü bir iç tutarlılık kazandırır. Batı resim geleneğini tanımasına karşın, biçimsel taklitten özellikle kaçınmış; yerel olanı evrensel bir anlatı düzeyine taşımayı tercih etmiştir.
Sanat akımlarıyla ilişkisi, doğrudan bir mensubiyet üzerinden değil, seçici bir yakınlık üzerinden okunmalıdır. Abaç’ın üretimi; figüratif anlatım, naif sanatın yalın dili ve modern resmin kompozisyon bilinci arasında özgün bir sentez sunar. Onun resimlerindeki “çocuksu” sadelik, teknik yetersizlikten değil; bilinçli bir estetik tercihten kaynaklanır. Renk kullanımı, anlatının duygusal tonunu belirlerken; çizgi, figürleri birbirine bağlayan bir hikâye hattı işlevi görür.
Teknik açıdan Abaç, ağırlıklı olarak tuval üzerine yağlıboya çalışmış; zaman zaman desen ve kâğıt işleriyle anlatı dünyasını zenginleştirmiştir. Boya katmanları genellikle şeffaftır; yüzeyi ağırlaştırmayan bu yaklaşım, sahnelerin masalsı hafifliğini destekler.
Nuri Abaç’ın sanatının merkezinde “anlatı” vardır. Ancak bu anlatı, kronolojik bir hikâye anlatımı değil; kültürel hafızanın sahnelenmesidir. Resimlerindeki figürler çoğu zaman izleyiciyle doğrudan göz teması kurmaz; kendi dünyaları içinde, zamandan bağımsız bir eylemin parçasıdır. Bu durum, izleyiciyi dışarıdan bakan bir tanık olmaktan çıkarır; sahnenin sessiz ortağı hâline getirir.
Tematik olarak Abaç, Anadolu’nun gündelik yaşamını romantize etmeden; ama onu değersizleştirmeden ele alır. Mizah, resimlerinde önemli bir yer tutar; ancak bu mizah alaycı değil, insani bir tebessüm taşır. Hayvanlar, insanlar kadar anlatının asli unsurlarıdır; çoğu zaman sembolik roller üstlenirler. Bu sembolizm, kapalı bir alegoriye dönüşmez; izleyiciye yorum alanı açar.
Düşünsel arka planda, modernleşme sürecinin yarattığı kültürel kırılmalar sezilir. Abaç, ne nostaljik bir geri dönüş çağrısı yapar ne de modernleşmeyi sorgusuz sualsiz yüceltir. Onun resimleri, geçmişle bugün arasında kurulmuş sessiz bir diyalog gibidir.
Nuri Abaç, Türkiye’de figüratif resmin güçlü olduğu bir dönemde üretim yapmış; ancak çağdaşları arasında kolayca sınıflandırılamayan bir yerde durmuştur. Akademik figürasyonun disiplinli yapısından bilinçli biçimde uzak durmuş; buna karşın anlatı gücü yüksek, tutarlı bir görsel dil geliştirmiştir. Bu yönüyle, Türk resminde “naif” etiketiyle daraltılamayacak kadar bilinçli ve derinlikli bir üretim ortaya koymuştur.
Türkiye’de ve yurt dışında pek çok sergide yer almış; eserleri koleksiyonlara girmiştir. Özellikle Avrupa’da, yerel anlatıyı evrensel bir görsel dile dönüştürme becerisiyle ilgi görmüştür. Eleştirmenler, Abaç’ın resmini çoğu zaman “hikâye anlatan resim” olarak tanımlamış; bu anlatının, yazılı bir metne ihtiyaç duymadan işlediğini vurgulamıştır.
Sanatçının kariyerinde çeşitli ödüller ve önemli sergiler yer alır; ancak Abaç için asıl dönüm noktası, kişisel dilini netleştirdiği olgunluk dönemidir. Bu dönemde ürettiği işler, onun anlatı dünyasını kalıcı biçimde tanımlar. Eserleri, müze ve özel koleksiyonlarda yer alarak, Türk resminin önemli bir anlatı damarını temsil eder hâle gelmiştir.
Nuri Abaç, Türk sanat tarihinde yüksek sesle manifestolar yazan bir figür olmamış; ancak resimleriyle derin ve kalıcı bir etki bırakmıştır. Onun sanatı, Anadolu’nun gündelik hayatını estetize eden değil; onu anlamlandıran bir bakış sunar. Modern resim ile geleneksel anlatı arasında kurduğu denge, onu zamana dirençli kılar. Abaç, Türk resminde anlatının, hafızanın ve insan sıcaklığının sessiz ama güçlü temsilcilerinden biri olarak, yerini çoktan almıştır.

1999,