Prof. Dr. Güler Akalan, Türkiye’de özgün baskı resmin—özellikle gravürün—hem üretim hattında hem de eğitim kurumları üzerinden süreklilik kazanan aktarımında belirleyici bir yere sahip sanatçılardandır. 1954 yılında Niğde’nin Bor ilçesinde doğan Akalan, erken mesleki yönelişini 1975’te Samsun Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü bitirerek kurumsal bir zemine taşır. Bu eğitim, onun için yalnızca bir diploma değil; çizgi, kompozisyon ve malzeme terbiyesinin, disiplinli bir atölye hayatına dönüşeceği uzun soluklu bir yolculuğun başlangıcıdır.
1981’de Millî Eğitim Bakanlığı sınavıyla Gazi Yüksek Öğretmen Okulu’na grafik asistanı olarak atanması, Akalan’ın sanatındaki temel omurgayı belirleyen dönüm noktalarından biridir. Gazi geleneği, Türkiye’de sanat eğitiminin “okul” ve “atölye” arasında kurduğu titiz dengeyle bilinir; Akalan, bu dengeyi hem üretiminde hem de öğretme biçiminde görünür kılar. 1985’te Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü’ndeki lisansını tamamlar; 1983–1987 yılları arasında Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Grafik Eğitimi alanında sanatta yeterlik çalışmasını tamamlayarak akademik üretim hattını güçlendirir.
Akalan’ın akademik gelişimi, sanatçı kimliğinin yanına “kurucu-yürütücü” bir sorumluluk alanını da ekler: 1990’da yardımcı doçent, 2002’de doçent, 2007’de profesör unvanlarını alır. 2009–2012 yılları arasında Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde dekanlık yaparak, sanat eğitiminin kurumlaşma süreçlerinde de aktif rol üstlenir. Bu dönem, onun yalnızca iyi bir uygulayıcı değil; aynı zamanda atölye kültürünü, program tasarımını ve üretim etiğini birlikte düşünen bir eğitimci olduğunu gösteren önemli bir eşiktir.
Güler Akalan’ın sanatsal dili, gravürü sadece bir teknik alan olarak değil, bir düşünme ve yoğunlaşma biçimi olarak ele almasıyla belirginleşir. Çalışmalarında ağırlıkla "asit indirme (etching) gravür" tekniğini kullanır; metal plaka üzerinde sabırla kurulan çizgi ve doku, onun dünyasında görsel bir “kayıt”a dönüşür. Akalan’ın atölye etiği, yüzeyin tesadüflerle değil; kararlarla, tekrarlarla ve bilinçli aşındırmalarla inşa edilmesine dayanır.
Bu yaklaşımın somut örnekleri arasında anılan "Kılıç Yarası” ve “Yok Ediş” (2003) gibi çalışmalarda, dokunun anlatının taşıyıcısı hâline gelmesi dikkat çeker. Yüzeyde izlenen dokusal yoğunluk kimi zaman farklı malzeme aktarımlarıyla (örneğin dokulu izler elde etmek için çeşitli dokuların plakaya taşınması) güçlenir; böylece gravür, yalnız çizginin değil, yüzeyin “hafızasının” da dili olur. Akalan’ın gravüründe doku, arka plan değil; anlamın bizzat kendisidir.
Akalan’ın tematik dünyası, yaşadığı çevrenin izlerinden ve onu etkileyen olaylardan beslenir. Yerel motifler ve simgeler, onun resminde dekoratif bir unsur olarak değil; toplumsal ve bireysel kırılmaların işaretleri olarak görünür. Bu nedenle Akalan’ın işleri, “yerel” olanın içinden “zamansız” bir duygu ve düşünce alanı açar: yaralanma, kayıp, direnç, iz, bellek… Sanatçı, bunları çoğu zaman anlatımcı/ifadeci bir hatta, ölçülü ama sarsıcı bir görsel tonla işler.
Eleştirel bakış, Akalan’da kaba bir sloganlaşmaya dönüşmez. Aksine, çizgi ve yüzeyin kurduğu gerilim, izleyiciyi hızlı bir tüketim yerine dikkatli bir okumaya davet eder. Onun anlatısında şiirsellik, “süs” değil; yük taşıyan bir sestir. Bu ses, kimi yorumlarda “kadınca bir şiirsellik” olarak da anılmış; sanatçının doğadan seçtiği nesneler ve kişisel mesajları aracılığıyla, söylemini doğrudan ideolojik bir çerçeveye hapsetmeden duygu-düşünce alanı kurabildiği vurgulanmıştır.
Akalan’ın üretimi, yalnız atölyede tamamlanan bir süreç değil; sergiler, yarışmalar ve koleksiyonlar üzerinden genişleyen bir dolaşım hattıdır. Sanatçı, Devlet Resim ve Heykel Sergileri başta olmak üzere çeşitli seçkilerde yer almış; 4. Asya Sanat Biennali, İspanya 3. Grafik Sanatlar Bienali ve uluslararası exlibris yarışmaları gibi platformlarda görünürlük kazanmıştır. Kültür Bakanlığı’nın yurt dışı kapsamındaki “Çağdaş Türk Özgün Baskıresim” sergilerinde (Helsinki ve Çin) yer alması da bu dolaşımın önemli duraklarındandır.
Kişisel sergi pratiği de düzenli ve süreklidir: yurt dışında Dhaka, Köln, Dortmund, Helsinki ve Razgrad’da olmak üzere 5; Türkiye’de ise 21 kişisel sergi açtığı kaydedilir. Erken dönem sergilerinden biri olarak 1986 tarihli gravür sergisi katalog kaydı, onun 1980’lerdeki görünürlüğünü işaret ederken; yakın dönemde Ankara’da Emin Antik Sanat Merkezi’ndeki sergilenme, üretiminin güncelliğini koruduğunu gösteren örneklerden biridir.
Ödül çizgisi, Akalan’ın alan içindeki itibarını pekiştirir: İkisi Devlet Özgün Baskıresim Yarışması’nda olmak üzere toplam 21 ödül ve mansiyon aldığı; 2007’de Sanat Kurumu tarafından “Özgün Baskı Dalı’nda Yılın Sanatçısı” seçildiği belirtilir. 2016’da Gazi Üniversitesi kapsamında kendisine verilen Onur Ödülü, hem sanatçı hem eğitimci kimliğinin kurumlar nezdindeki değerini vurgular. Ayrıca 8. Şefik Bursalı Resim Yarışması’nda “Kaçan Kurtulur” adlı gravür çalışmasının sergi listesinde yer alması, üretiminin seçkiler içindeki sürekliliğini gösterir.
Akalan’ın yapıtları, Türkiye ve yurt dışında çeşitli koleksiyonlarda yer alır: İspanya’da Sant Carles de la Ràpita’daki koleksiyonlar; İtalya’da Museo Michetti; Türkiye’de İzmir Devlet Resim ve Heykel Müzesi ile İstanbul İMOGA ve bazı üniversite koleksiyonları bu hattın başlıca durakları arasında sayılır. Sanatçı ayrıca BRHD, SEDER ve UPSD üyelikleriyle, özgün baskı alanının mesleki ağları içinde aktif bir konumda yer alır.
Güler Akalan, Türkiye’de özgün baskının 1980’lerden itibaren kurumsal görünürlük kazandığı ve uluslararası dolaşıma daha açık hâle geldiği dönemin güçlü temsilcilerinden biridir. Onu ayrıksı kılan, gravürü yalnızca teknik bir alan olarak değil; tanıklık, bellek ve eleştirel duyarlık taşıyan bir düşünme biçimi olarak ele almasıdır. Çizgi ve doku, Akalan’ın elinde bir “yüzey estetiği”nin ötesine geçer; toplumsal ve bireysel yaraların izini süren, yerel simgelerle evrensel bir duygu alanı kuran bir anlatıya dönüşür.
Bu nedenle Akalan, Türkiye özgün baskı tarihinde hem ustalık ve üretim disiplini hem de eğitimci-kurumsal süreklilik boyutlarıyla birlikte anılması gereken isimlerdendir. Atölye kültürünü taşıyan, kuşaklar yetiştiren ve gravürü çağdaş bir anlatı dili olarak sürekli yenileyen bir sanatçıdır.
Bu bölümde henüz eser bulunmamaktadır.