Görsel sanatlarda form, bir varlığın biçimsel kuruluşunu ve özellikle hacim, kütle ve üç boyutluluk algısını ifade eder. Resimde fiziksel üç boyut bulunmamasına rağmen çizgi, ton, renk, perspektif ve ışık-gölge aracılığıyla form duygusu kurulabilir.

Bu maddenin disiplinleri, ilişkili maddeleri ve onların birbiriyle bağları. Düğümleri sürükleyebilir, yakınlaştırabilir; bir maddeye dokunarak haritada gezinebilirsiniz.

Biçim, bir sanat yapıtındaki çizgi, renk, ton, yüzey, doku, şekil, hacim, kütle, boşluk, mekân ve benzeri görsel unsurların belirli ilişkiler içinde örgütlenmesiyle ortaya çıkan algılanabilir yapıdır. Yalnızca bir eserin “nasıl göründüğünü” değil, görünen şeylerin nasıl düzenlendiğini, birbirleriyle nasıl ilişki kurduğunu ve çoğu durumda içeriğin nasıl anlam kazandığını belirleyen temel sanat kavramlarından biridir. Bir sanat eserinin konusu bize çoğu zaman neye baktığımızı söyler; biçimi ise onu nasıl gördüğümüzü ve nasıl anlamlandırmaya yönlendirildiğimizi belirler.

Çizgi, görsel sanatlarda bir yüzey üzerinde iz bırakan ya da göz tarafından sınır, yön ve hareket olarak algılanan temel plastik öğelerden biridir. Nesneleri çevrelemekle sınırlı değildir; biçim kurar, ritim ve hareket yaratır, mekânı örgütler, bakışı yönlendirir ve sanatçının el hareketi ile ifade biçimini görünür kılar.
Desen, çizgi başta olmak üzere ton, leke ve gölgelendirme araçlarıyla bir yüzey üzerinde biçim, oran, hareket, hacim ve görsel düşüncenin araştırıldığı sanat pratiğidir. Bir resmin hazırlık çalışması olabileceği gibi kendi başına tamamlanmış bir sanat eseri de olabilir.

Estetik, duyusal deneyim, güzellik, beğeni, sanat, estetik yargı ve estetik değer üzerine düşünen felsefe alanıdır. Yalnızca “güzel olan”ı değil; **yüce, çirkin, trajik, grotesk, tekinsiz, komik, kitsch, doğa, gündelik yaşam ve sanat deneyimi** gibi farklı estetik kategorileri de araştırır. Estetik, insanların neden bazı şeyleri değerli, etkileyici veya anlamlı bulduğunu; bu yargıların ne ölçüde öznel, nesnel, kültürel ve gerekçelendirilebilir olduğunu sorgular.

Figür, görsel sanatlarda tanınabilir canlı bir varlığı, özellikle insan bedenini temsil eden biçimdir. Figür yalnız anatomik bir beden değildir; duruşu, hareketi, oranı, mekânla ilişkisi ve temsil biçimiyle resmin anlatısal ve plastik yapısının temel öğelerinden biri olabilir.

Hacim, bir biçimin üç boyutlu yer kapladığı veya resim yüzeyinde üç boyutluymuş gibi algılandığı görsel niteliktir. İki boyutlu resimde hacim; ışık-gölge, ton, perspektif, renk geçişları ve çizgisel modelleme yoluyla oluşturulabilir.

Işık–gölge, resimde aydınlık ve karanlık alanların ilişkisi yoluyla hacim, mekân, atmosfer, vurgu ve dramatik etki oluşturma yöntemidir. Chiaroscuro bu ilişkinin belirli tarihsel ve teknik kullanımlarından biridir; ışık–gölge kavramı ise bundan daha geniştir.

Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque'ın yaklaşık 1907–08'den itibaren geliştirdikleri; nesneleri tek bir sabit bakış açısından vermek yerine biçimleri parçalayan, farklı görüş açılarını aynı yüzeyde ilişkilendiren ve resimsel mekânı yeniden kuran modern sanat hareketidir.

Natürmort, meyve, çiçek, kap, yiyecek, kitap veya gündelik eşya gibi çoğunlukla hareketsiz nesnelerin düzenlenmesini konu alan resim türüdür. Nesnelerin maddi özelliklerini araştırabileceği gibi zaman, geçicilik, bolluk, ölüm veya gündelik yaşam üzerine simgesel anlamlar da taşıyabilir.

Resim, renk, çizgi, leke, biçim, doku ve benzeri görsel öğelerin bir yüzey üzerinde düzenlenmesiyle oluşturulan görsel sanat alanıdır. Geleneksel olarak boya ve yüzey ilişkisine dayanmakla birlikte tarih boyunca temsil, anlatı, soyutlama ve düşünsel ifade için kullanılan resim, farklı kültürlerde çok çeşitli malzeme, teknik ve üsluplar geliştirmiştir.

Ton, bir rengin veya görsel alanın göreli açıklık ve koyuluk derecesidir. Ton farklılıkları resimde hacim, derinlik, ışık, atmosfer ve odak oluşturabilir; renk kullanılmasa bile güçlü bir mekân ve form duygusu yaratılmasını sağlar. Tate de tonu bir rengin göreli açıklık veya koyuluğu olarak tanımlar.